EYÜP
GİRİŞ
Eyüp Kitabı büyük felakete uğrayan doğru bir adamın çektiği acılan anlatır. Eyüp bütün çocuklarını, malını mülkünü yitirir, korkunç bir hastalığa yakalanır. Kitap, Eyüp ve üç arkadaşının bu felaketlere karşı gösterdikleri tepkiyi karşılıklı üç konuşmayla açıklamaktadır. İnsanlara yaklaşımı tartışılan Tanrı'nın bizzat kendisi sonunda Eyüp'e görünüyor.
Arkadaşları Eyüp'ün çektiği acıyı geleneksel dini kavramlarla açıklıyor. Tanrı'nın her zaman iyiliği ödüllendirip kötülüğü cezalandırdığını varsayıyor Eyüp'ün günah işlediği için bu acıları çektiğini düşünüyorlar. Ama bu düşünce Eyüp'ün durumunu açıklamak için çok yetersiz kalıyor. Eyüp bu acımasız cezayı hak etmemiştir. Çünkü alışılmışın ötesinde iyi ve doğru bir insandır. Kendisi gibi birisinin başına bu denli kötülük gelmesine Tanrı'nın nasıl izin verdiğini anlayamıyor, Tanrı'ya cesurca meydan okuyor. İmanını yitirmiyor, ama Tanrı'nın önünde aklanıp yeniden iyi insan olarak onuruna kavuşmak istiyor.
Tanrı Eyüp'ün sorularına yanıt vermez, ama ilahi güç ve bilgeliğinin şiirselliğiyle imanına karşılık verir. O zaman Eyüp Tanrı'nın yücelik ve bilgeliğini kabul eder, öfkeli ve kaba sözlerden ötürü tövbe eder.
Kitap, sonuç olarak Eyüp'ün eski gönencine nasıl kavuştuğunu, hatta daha da zengin olduğunu anlatır. Tanrı Eyüp'ün çektiği acıların nedenini anlamayan arkadaşlarını azarlar. Yalnız Eyüp Tanrı'nın üstünlüğünü sezebilmiştir.
Ana Hatlar1:1-2:13 Öndeyiş
3:1-31:40 Eyüp ve üç arkadaşı
a.3:1-26 Eyüp'ün yakınması
b.4:1-14:22 İlk karşılıklı konuşma
c.15:1-21:34 İkinci karşılıklı konuşma
ç.22:1-27:23 Üçüncü karşılıklı konuşma
d.28:1-28 Bilgeliğe övgü
e.29:1-31:40 Eyüp'ün son söyledikleri
32:1-37:24 Elihu'nun konuşması
38:1-42:6 Tanrı'nın Eyüp'e yanıtı
42:7-17 Sonsöz
11Ûs
ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı.
Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı.
2Yedi oğlu, üç
kızı vardı.
3Yedi bin koyuna,
üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye
sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu.
4Oğulları sırayla
evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de
çağırırlardı.
5Bu şölen dönemi
bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar,
“Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı’ya sövmüş olabilirler”
diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.
Eyüp’ün İlk Sınavı
6Eyüp’ün İlk Sınavı Bir gün ilahi varlıklar
RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi.
7RAB Şeytan’a,
“Nereden geliyorsun?” dedi.
Şeytan, “Dünyada gezip
dolaşmaktan” diye yanıtladı.
8RAB, “Kulum
Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur.
Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır.”
9Şeytan, “Eyüp
Tanrı’dan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı.
10“Onu, ev
halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle
yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı.
11Ama elini
uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.”
12RAB Şeytan’a,
“Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız
kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RAB’bin huzurundan ayrıldı.
13Bir gün Eyüp’ün
oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken
14bir ulak gelip
Eyüp’e şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında
otluyordu.
15Sabalılar
baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız
ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.”
16O daha sözünü
bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla
uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana
bildirmek için.”
17O daha sözünü
bitirmeden başka bir ulak gelip, “Kildaniler üç bölük halinde develere
saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler.
Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
18O daha sözünü
bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin
evinde yemek yiyip şarap içerken
19ansızın çölden
şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin
üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek
için.”
20Bunun üzerine
Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp
tapındı.
21Dedi ki,
“Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim.
RAB verdi, RAB aldı,
RAB’bin
adına övgüler olsun!”
22Bütün bu
olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.
Eyüp’ün İkinci Sınavı
21Eyüp’ün İkinci Sınavı Başka bir gün ilahi
varlıklar RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde Şeytan da RAB’bin
huzuruna çıkmak için onlarla gelmişti.
2RAB Şeytan’a,
“Nereden geliyorsun?” dedi.
Şeytan, “Dünyada gezip
dolaşmaktan” diye yanıtladı.
3RAB, “Kulum
Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur.
Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır. Senin
kışkırtmaların sonucunda onu boş yere yıkıma uğrattım, ama o
doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.”
4“Cana can!” diye
yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir.
5Elini uzat da,
onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.”
6RAB, “Peki”
dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.”
7Böylece Şeytan
RAB’bin huzurundan ayrıldı. Eyüp’ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü
çıbanlar çıkardı.
8Eyüp çıbanlarını
kaşımak için bir çömlek parçası aldı. Kül içinde oturuyordu.
9Karısı, “Hâlâ
doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı’ya söv de öl bari!”
10Eyüp, “Aptal
kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı’dan
gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?”
Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah
sayılabilecek bir söz çıkmadı.
Eyüp’ün Üç Arkadaşı
11Eyüp’ün Üç Arkadaşı Eyüp’ün üç dostu
–Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar– Eyüp’ün başına gelen
bunca kötülüğü duyunca kalkıp bir araya geldiler. Acısını paylaşmak, onu
avutmak için yanına gitmek üzere anlaştılar.
12Uzaktan onu
tanıyamadılar; yüksek sesle ağlayıp kaftanlarını yırtarak başlarına
toprak saçtılar.
13Yedi gün yedi
gece onunla birlikte yere oturdular. Kimse ağzını açmadı, çünkü ne denli
acı çektiğini görüyorlardı.
Eyüp Konuşuyor
31-2Eyüp Konuşuyor Sonunda Eyüp ağzını açtı ve
doğduğu güne lanet edip şöyle dedi:
3“Doğduğum gün
yok olsun,
‘Bir oğul doğdu’ denen gece
yok olsun!
4Karanlığa
bürünsün o gün,
Yüce Tanrı onunla
ilgilenmesin,
Üzerine ışık doğmasın.
5Karanlık ve ölüm
gölgesi sahip çıksın o güne,
Bulut
çöksün üzerine;
Işığını karanlık
söndürsün.
6Zifiri karanlık
yutsun o geceyi,
Yılın günleri
arasında sayılmasın,
Aylardan
hiçbirine girmesin.
7Kısır olsun o
gece,
Sevinç sesi duyulmasın içinde.
8Günleri
lanetleyenler,
Livyatan’ı uyandırmaya
hazır olanlar,
O günü lanetlesin.
9Akşamının
yıldızları kararsın,
Boş yere
aydınlığı beklesin,
Tan atışını
görmesin.
10Çünkü sıkıntı
yüzü görmemem için
Anamın rahminin
kapılarını üstüme kapamadı.
11“Neden doğarken
ölmedim,
Rahimden çıkarken son
soluğumu vermedim?
12Neden beni
dizler,
Emeyim diye memeler karşıladı?
13Çünkü şimdi
huzur içinde yatmış,
Uyuyup dinlenmiş
olurdum;
14Yaptırdıkları
kentler şimdi viran olan
Dünya
kralları ve danışmanlarıyla birlikte,
15Evlerini
gümüşle dolduran
Altın sahibi
önderlerle birlikte.
16Neden düşük bir
çocuk gibi,
Gün yüzü görmemiş
yavrular gibi toprağa gömülmedim?
17Orada kötüler
kargaşayı bırakır,
Yorgunlar rahat
eder.
18Tutsaklar huzur
içinde yaşar,
Angaryacının sesini
duymazlar.
19Küçük de büyük
de oradadır,
Köle efendisinden
özgürdür.
20“Niçin sıkıntı
çekenlere ışık,
Acı içindekilere yaşam
verilir?
21Oysa onlar
gelmeyen ölümü özler,
Onu define arar
gibi ararlar;
22Mezara
kavuşunca
Neşeden coşar, sevinç
bulurlar.
23Neden yaşam
verilir nereye gideceğini bilmeyen insana,
Çevresini
Tanrı’nın çitle çevirdiği kişiye?
24Çünkü iniltim
ekmekten önce geliyor,
Su gibi
dökülmekte feryadım.
25Korktuğum,
Çekindiğim başıma geldi.
26Huzur yok,
sükûnet yok, rahat yok,
Yalnız kargaşa
var.”
Elifaz
41Elifaz
Temanlı
Elifaz şöyle yanıtladı:
2“Biri sana bir
şey söylemeye çalışsa gücenir misin?
Kim
konuşmadan durabilir?
3Evet, pek
çoklarına sen ders verdin,
Zayıf
elleri güçlendirdin,
4Tökezleyeni
senin sözlerin ayakta tuttu,
Titreyen
dizleri sen pekiştirdin.
5Ama şimdi senin
başına gelince gücüne gidiyor,
Sana
dokununca yılgınlığa düşüyorsun.
6Senin güvendiğin
Tanrı’dan korkun değil mi,
Umudun
kusursuz yaşamında değil mi?
7“Düşün biraz:
Hangi suçsuz yok oldu,
Nerede doğrular
yıkıma uğradı?
8Benim gördüğüm
kadarıyla, fesat sürenler,
Kötülük
tohumu ekenler ektiklerini biçiyor.
9Tanrı’nın
soluğuyla yok oluyor,
Öfkesinin
rüzgarıyla tükeniyorlar.
10Aslanın
kükremesi, homurtusu kesildi,
Dişleri
kırıldı genç aslanların.
11Aslan av
bulamadığı için yok oluyor,
Dişi
aslanın yavruları dağılıyor.
12“Bir söz
gizlice erişti bana,
Fısıltısı
kulağıma ulaştı.
13Gece rüyaların
doğurduğu düşünceler içinde,
İnsanları
ağır uyku bastığı zaman,
14Beni dehşet ve
titreme aldı,
Bütün kemiklerimi
sarstı.
15Önümden bir ruh
geçti,
Tüylerim ürperdi.
16Durdu, ama ne
olduğunu seçemedim.
Bir suret
duruyordu gözümün önünde,
Çıt
çıkmazken bir ses duydum:
17‘Tanrı
karşısında insan doğru olabilir mi?
Kendisini
yaratanın karşısında temiz çıkabilir mi?
18Bakın, Tanrı
kullarına güvenmez,
Meleklerinde hata
bulur da,
19Çamur evlerde
oturanlara,
Mayası toprak olanlara,
Güveden kolay ezilenlere mi güvenir?
20Ömürleri
sabahtan akşama varmaz,
Kimse farkına
varmadan sonsuza dek yok olurlar.
21İçlerindeki
çadır ipleri çekilince,
Bilgelikten
yoksun olarak ölüp giderler.’
51“Haydi
çağır, seni yanıtlayan çıkacak mı?
Meleklerin
hangisine yöneleceksin?
2Aptalı üzüntü
öldürür,
Budalayı kıskançlık bitirir.
3Ben aptalın kök
saldığını görünce,
Hemen yurduna lanet
ettim.
4Çocukları
güvenlikten uzak,
Mahkeme kapısında
ezilir,
Savunan çıkmaz.
5Ürününü açlar
yer,
Dikenler arasındakini bile
toplarlar;
Mallarını susamışlar yutmak
ister.
6Çünkü dert
topraktan çıkmaz,
Sıkıntı yerden
bitmez.
7Havaya uçuşan
kıvılcımlar gibi
Sıkıntı çekmek için
doğar insan.
8“Oysa ben
Tanrı’ya yönelir,
Davamı O’na
bırakırdım.
9Anlayamadığımız
büyük işler,
Sayısız şaşılası işler
yapan O’dur.
10Yeryüzüne
yağmur yağdırır,
Tarlalara sular
gönderir.
11Düşkünleri
yükseltir,
Yaslıları esenliğe çıkarır.
12Kurnazların
oyununu bozar,
Düzenlerini
gerçekleştiremesinler diye.
13Bilgeleri
kurnazlıklarında yakalar,
Düzenbazların
oyunu son bulur.
14Gündüz
karanlığa toslar,
Öğlen, geceymiş gibi
el yordamıyla ararlar.
15Yoksulu onların
kılıç gibi ağzından
Ve güçlünün
elinden O kurtarır.
16Yoksul
umutlanır,
Haksızlık ağzını kapar.
17“İşte, ne mutlu
Tanrı’nın eğittiği insana!
Bu yüzden
Her Şeye Gücü Yeten’in yola getirişini küçümseme.
18Çünkü O hem
yaralar hem sarar,
O incitir, ama
elleri sağaltır.
19Altı kez
sıkıntıya düşsen seni kurtarır,
Yedinci
kez de sana zarar vermez.
20Kıtlıkta
ölümden,
Savaşta kılıçtan seni O
koruyacak.
21Kamçılayan
dillerden uzak kalacak,
Yıkım gelince
korkmayacaksın.
22Yıkıma, açlığa
gülüp geçecek,
Yabanıl hayvanlardan
ürkmeyeceksin.
23Çünkü tarladaki
taşlarla anlaşacaksın,
Yabanıl
hayvanlar seninle barışacak.
24Çadırının
güvenlik içinde olduğunu bilecek,
Yurdunu
yoklayınca eksik bulmayacaksın.
25Çocuklarının
çoğalacağını bileceksin,
Soyun ot gibi
bitecek.
26Zamanında
toplanan demetler gibi,
Mezara dinç
gireceksin.
27“İşte
araştırdık, doğrudur,
Onun için bunu
dinle ve belle.”
Eyüp
61Eyüp
Eyüp
şöyle yanıtladı:
2“Keşke üzüntüm
tartılabilse,
Acım teraziye
konabilseydi!
3Denizlerin
kumundan ağır gelirdi,
Bu yüzden abuk
sabuk konuştum.
4Çünkü Her Şeye
Gücü Yeten’in okları içimde,
Ruhum
onların zehirini içiyor,
Tanrı’nın
dehşetleri karşıma dizildi.
5Otu olan yaban
eşeği anırır mı,
Yemi olan öküz
böğürür mü?
6Tatsız bir şey
tuzsuz yenir mi,
Yumurta akında tat
bulunur mu?
7Böyle
yiyeceklere dokunmak istemiyorum,
Beni
hasta ediyorlar.
8“Keşke dileğim
yerine gelse,
Tanrı özlediğimi bana
verse!
9Kerem edip beni
ezse,
Elini çabuk tutup yaşam bağımı
kesse!
10Yine avunur,
Amansız derdime karşın sevinirdim,
Çünkü Kutsal Olan’ın sözlerini yadsımadım.
11Gücüm nedir ki,
bekleyeyim?
Sonum nedir ki,
sabredeyim?
12Taş kadar güçlü
müyüm,
Etim tunçtan mı?
13Çaresiz kalınca
Kendimi kurtaracak gücüm mü olur?
14“Kederli insana
dost sevgisi gerekir,
Her Şeye Gücü
Yeten’den korkmaktan vazgeçse bile.
15Kardeşlerim
kuru bir dere gibi beni aldattı;
Hani
gürül gürül akan dereler vardır,
16Eriyen buzlarla
taşan,
Kar sularıyla beslenen,
17Ama kurak
mevsimde akmayan,
Sıcakta yataklarında
tükenen dereler...
İşte öyle
aldattılar beni.
18-19O dereler
için kervanlar yolundan sapar,
Çöle
çıkıp yok olurlar.
Tema’nın kervanları
su arar,
Saba’dan gelen yolcular
umutla bakar.
20Ama oraya
varınca umut bağladıkları için utanır,
Hayal
kırıklığına uğrarlar.
21Artık siz de
bir hiç oldunuz,
Dehşete kapılıp
korkuyorsunuz.
22-23‘Benim için
bir şey verin’
Ya da, ‘Rüşvet verip
Beni düşmanın elinden kurtarın,
Acımasızların elinden alın’ dedim mi?
24“Bana öğretin,
susayım,
Yanlışımı gösterin.
25Doğru söz
acıdır!
Ama tartışmalarınız neyi
kanıtlıyor?
26Sözlerimi
düzeltmek mi istiyorsunuz?
Çaresizin
sözlerini boş laf mı sayıyorsunuz?
27Öksüzün üzerine
kura çeker,
Arkadaşınızın üzerine
pazarlık ederdiniz.
28“Şimdi lütfedip
bana bakın,
Yüzünüze karşı yalan
söyleyecek değilim ya.
29Bırakın artık,
haksızlık etmeyin,
Bir daha düşünün,
davamda haklıyım.
30Ağzımdan haksız
bir söz çıkıyor mu,
Damağım kötü
niyeti ayırt edemiyor mu?
71“Yeryüzünde
insan yaşamı savaşı andırmıyor mu,
Günleri
gündelikçinin günlerinden farklı mı?
2Gölgeyi özleyen
köle,
Ücretini bekleyen gündelikçi
gibi,
3Miras olarak
bana boş aylar verildi,
Payıma
sıkıntılı geceler düştü.
4Yatarken, ‘Ne
zaman kalkacağım’ diye düşünüyorum,
Ama
gece uzadıkça uzuyor,
Gün doğana dek
dönüp duruyorum.
5Bedenimi kurt,
kabuk kaplamış,
Çatlayan derimden irin
akıyor.
6“Günlerim
dokumacının mekiğinden hızlı,
Umutsuz
tükenmekte.
7Ey Tanrı,
yaşamımın bir soluk olduğunu anımsa,
Gözüm
bir daha mutluluk yüzü görmeyecek.
8Şu anda bana
bakan gözler bir daha beni görmeyecek,
Senin
gözlerin üzerimde olacak,
Ama ben yok
olacağım.
9Bir bulutun
dağılıp gitmesi gibi,
Ölüler diyarına
inen bir daha çıkmaz.
10Bir daha evine
dönmez,
Bulunduğu yer artık onu
tanımaz.
11“Bu yüzden
sessiz kalmayacak,
İçimdeki sıkıntıyı
dile getireceğim;
Canımın acısıyla
yakınacağım.
12Ben deniz ya da
deniz canavarı mıyım ki,
Başıma bekçi
koydun?
13Yatağım beni
rahatlatır,
Döşeğim acılarımı dindirir
diye düşündüğümde,
14Beni düşlerle
korkutuyor,
Görümlerle yıldırıyorsun.
15Öyle ki,
boğulmayı,
Ölmeyi şu yaşama
yeğliyorum.
16Yaşamımdan
tiksiniyor,
Sonsuza dek yaşamak
istemiyorum;
Çek elini benden, çünkü
günlerimin anlamı kalmadı.
17“İnsan ne ki,
onu büyütesin,
Üzerinde kafa yorasın,
18Her sabah onu
yoklayasın,
Her an onu sınayasın?
19Gözünü
üzerimden hiç ayırmayacak mısın,
Tükürüğümü
yutacak kadar bile beni rahat bırakmayacak mısın?
20Günah
işledimse, ne yaptım sana,
Ey insan
gözcüsü?
Niçin beni kendine hedef
seçtin?
Sana yük mü oldum?
21Niçin isyanımı
bağışlamaz,
Suçumu affetmezsin?
Çünkü yakında toprağa gireceğim,
Beni çok arayacaksın, ama ben artık olmayacağım.”
Bildat
81Bildat
Şuahlı
Bildat şöyle yanıtladı:
2“Ne zamana dek
böyle konuşacaksın?
Sözlerin sert
rüzgar gibi.
3Tanrı adaleti
saptırır mı,
Her Şeye Gücü Yeten doğru
olanı çarpıtır mı?
4Oğulların ona
karşı günah işlediyse,
İsyanlarının
cezasını vermiştir.
5Ama sen gayretle
Tanrı’yı arar,
Her Şeye Gücü Yeten’e
yalvarırsan,
6Temiz ve
doğruysan,
O şimdi bile senin için
kolları sıvayıp
Seni hak ettiğin yere
geri getirecektir.
7Başlangıcın
küçük olsa da,
Sonun büyük olacak.
8“Lütfen, önceki
kuşaklara sor,
Atalarının neler
öğrendiğini iyice araştır.
9Çünkü biz daha
dün doğduk, bir şey bilmeyiz,
Yeryüzündeki
günlerimiz sadece bir gölge.
10Onlar sana
anlatıp öğretmeyecek,
İçlerindeki
sözleri dile getirmeyecek mi?
11“Bataklık
olmayan yerde kamış biter mi?
Susuz
yerde saz büyür mü?
12Henüz yeşilken,
kesilmeden,
Otlardan önce kururlar.
13Tanrı’yı unutan
herkesin sonu böyledir,
Tanrısız
insanın umudu böyle yok olur.
14Onun güvendiği
şey kırılır,
Dayanağı ise bir örümcek
ağıdır.
15Örümcek ağına
yaslanır, ama ağ çöker,
Ona tutunur,
ama ağ taşımaz.
16Tanrısızlar
güneşte iyi sulanmış bitkiyi andırır,
Dalları
bahçenin üzerinden aşar;
17Kökleri taş
yığınına sarılır,
Çakılların arasında
yer aranır.
18Ama yerinden
sökülürse,
Yeri, ‘Seni hiç görmedim’
diyerek onu yadsır.
19İşte sevinci
böyle son bulur,
Yerinde başka
bitkiler biter.
20“Tanrı kusursuz
insanı reddetmez,
Kötülük edenlerin
elinden tutmaz.
21O senin ağzını
yine gülüşle,
Dudaklarını sevinç
haykırışıyla dolduracaktır.
22Düşmanlarını
utanç kaplayacak,
Kötülerin çadırı yok
olacaktır.”
Eyüp
91Eyüp
Eyüp
şöyle yanıtladı:
2“Biliyorum,
gerçekten öyledir,
Ama Tanrı’nın
önünde insan nasıl haklı çıkabilir?
3Biri O’nunla
tartışmak istese,
Binde bir bile O’na
yanıt veremez.
4O’nun bilgisi
derin, gücü eşsizdir,
Kim O’na direndi
de ayakta kaldı?
5O dağları
yerinden oynatır da,
Dağlar farkına
varmaz,
Öfkeyle altüst eder onları.
6Dünyayı yerinden
oynatır,
Direklerini titretir.
7Güneşe buyruk
verir, doğmaz güneş,
Yıldızları
mühürler.
8O’dur tek başına
gökleri geren,
Denizin dalgaları
üzerinde yürüyen.
9Büyük Ayı’yı,
Oryon’u, Ülker’i,
Güney
takımyıldızlarını yaratan O’dur.
10Anlayamadığımız
büyük işler,
Sayısız şaşılası işler
yapan O’dur.
11İşte, yanımdan
geçer, O’nu göremem,
Geçip gider,
farkına bile varmam.
12Evet, O avını
kaparsa, kim O’nu durdurabilir?
Kim
O’na, ‘Ne yapıyorsun’ diyebilir?
13Tanrı öfkesini
dizginlemez,
Rahav’ın yardımcıları
bile
O’nun ayağına kapanır.
14“Nerde kaldı
ki, ben O’na yanıt vereyim,
O’nunla
tartışmak için söz bulayım?
15Haklı olsam da
O’na yanıt veremez,
Merhamet etmesi
için yargıcıma yalvarırdım ancak.
16O’nu çağırsam, O
da bana yanıt verseydi,
Yine de
inanmazdım sesime kulak verdiğine.
17O beni
kasırgayla eziyor,
Nedensiz yaralarımı
çoğaltıyor.
18Soluk almama
izin vermiyor,
Ancak beni acıya
doyuruyor.
19Sorun güç
sorunuysa, O güçlüdür!
Adalet
sorunuysa, kim O’nu mahkemeye çağırabilir?
20Suçsuz olsam
ağzım beni suçlar,
Kusursuz olsam beni
suçlu çıkarır.
21“Kusursuz olsam
da kendime aldırdığım yok,
Yaşamımı
hor görüyorum.
22Hepsi bir, bu
yüzden diyorum ki,
‘O suçluyu da
suçsuzu da yok ediyor.’
23Kırbaç ansızın
ölüm saçınca,
O suçsuzların
sıkıntısıyla eğlenir.
24Dünya kötülerin
eline verilmiş,
Yargıçların gözünü
kapayan O’dur.
O değilse, kimdir?
25“Günlerim
koşucudan çabuk,
İyilik görmeden
geçmekte.
26Kamış sandal
gibi kayıp gidiyor,
Avının üstüne
süzülen kartal gibi.
27‘Acılarımı
unutayım,
Üzgün çehremi değiştirip
gülümseyeyim’ desem,
28Bütün
dertlerimden yılarım,
Çünkü beni
suçsuz saymayacağını biliyorum.
29Madem
suçlanacağım,
Neden boş yere
uğraşayım?
30Sabun otuyla
yıkansam,
Ellerimi kül suyuyla
temizlesem,
31Beni yine
pisliğe batırırsın,
Giysilerim bile
benden tiksinir.
32O benim gibi
bir insan değil ki,
O’na yanıt
vereyim,
Birlikte mahkemeye gideyim.
33Keşke aramızda
bir hakem olsa da,
Elini ikimizin
üstüne koysa!
34Tanrı sopasını
üzerimden kaldırsın,
Dehşeti beni
yıldırmasın.
35O zaman
konuşur, O’ndan korkmazdım,
Ama bu
durumda bir şey yapamam.
101“Yaşamımdan
usandım,
Özgürce yakınacak,
İçimdeki acıyla konuşacağım.
2Tanrı’ya: Beni
suçlama diyeceğim,
Ama söyle, niçin
benimle çekişiyorsun.
3Hoşuna mı
gidiyor gaddarlık etmek,
Kendi
ellerinin emeğini reddedip
Kötülerin
tasarılarını onaylamak?
4Sende insan gözü
mü var?
İnsanın gördüğü gibi mi
görüyorsun?
5Günlerin ölümlü
birinin günleri gibi,
Yılların insanın
yılları gibi mi ki,
6Suçumu arıyor,
Günahımı araştırıyorsun?
7Kötü olmadığımı,
Senin elinden beni kimsenin
kurtaramayacağını biliyorsun.
8“Senin ellerin
bana biçim verdi, beni yarattı,
Şimdi
dönüp beni yok mu edeceksin?
9Lütfen anımsa,
balçık gibi bana sen biçim verdin,
Beni
yine toprağa mı döndüreceksin?
10Beni süt
gibi dökmedin mi,
Peynir gibi
katılaştırmadın mı?
11Bana et
ve deri giydirdin,
Beni kemiklerle,
sinirlerle ördün.
12Bana
yaşam verdin, sevgi gösterdin,
İlgin
ruhumu korudu.
13“Ama
bunları yüreğinde gizledin,
Biliyorum
aklındakini:
14Günah
işleseydim, beni gözlerdin,
Suçumu
cezasız bırakmazdın.
15Suçluysam,
vay başıma!
Suçsuzken bile başımı
kaldıramıyorum,
Çünkü utanç doluyum,
çaresizim.
16Başımı
kaldırsam, aslan gibi beni avlar,
Şaşılası
gücünü yine gösterirsin üstümde.
17Bana
karşı yeni tanıklar çıkarır,
Öfkeni
artırırsın.
Orduların dalga dalga
üzerime geliyor.
18“Niçin
doğmama izin verdin?
Keşke ölseydim,
hiçbir göz beni görmeden!
19Hiç var
olmamış olurdum,
Rahimden mezara
taşınırdım.
20Birkaç
günlük ömrüm kalmadı mı?
Beni rahat
bırak da biraz yüzüm gülsün;
21Dönüşü
olmayan yere gitmeden önce,
Karanlık
ve ölüm gölgesi diyarına,
22Zifiri
karanlık diyarına,
Ölüm gölgesi,
kargaşa diyarına,
Aydınlığın karanlığı
andırdığı yere.”
Sofar
111Sofar
Naamalı
Sofar şöyle yanıtladı:
2“Bunca söz
yanıtsız mı kalsın?
Çok konuşan haklı
mı sayılsın?
3Saçmalıkların
karşısında sussun mu insanlar?
Sen
alay edince kimse seni utandırmasın mı?
4Tanrı’ya,
‘İnancım arıdır’ diyorsun,
‘Senin
gözünde temizim.’
5Ama keşke Tanrı
konuşsa,
Sana karşı ağzını açsa da,
6Bilgeliğin
sırlarını bildirse!
Çünkü bilgelik çok
yönlüdür.
Bil ki, Tanrı günahlarından
bazılarını unuttu bile.
7“Tanrı’nın derin
sırlarını anlayabilir misin?
Her Şeye
Gücü Yeten’in sınırlarına ulaşabilir misin?
8Onlar gökler
kadar yüksektir, ne yapabilirsin?
Ölüler
diyarından derindir, nasıl anlayabilirsin?
9Ölçüleri
yeryüzünden uzun,
Denizden geniştir.
10“Gelip
seni hapsetse, mahkemeye çağırsa,
Kim
O’na engel olabilir?
11Çünkü O
yalancıları tanır,
Kötülüğü görür de
dikkate almaz mı?
12Ne zaman
yaban eşeği insan doğurursa,
Aptal da o
zaman sağduyulu olur.
13“O’na
yüreğini adar,
Ellerini açarsan,
14İşlediğin
günahı kendinden uzaklaştırır,
Çadırında
haksızlığa yer vermezsen,
15Utanmadan
başını kaldırır,
Sağlam ve korkusuz
olabilirsin.
16Sıkıntılarını
unutur,
Akıp gitmiş sular gibi
anarsın onları.
17Yaşamın
öğlen güneşinden daha parlak olur,
Karanlık
sabaha döner.
18Güven
duyarsın, çünkü umudun olur,
Çevrene
bakıp güvenlik içinde yatarsın.
19Uzanırsın,
korkutan olmaz,
Birçokları senden
lütuf diler.
20Ama
kötülerin gözlerinin feri sönecek,
Kaçacak
yer bulamayacaklar,
Tek umutları son
soluklarını vermek olacak.”
Eyüp
121Eyüp
Eyüp
şöyle yanıtladı:
2“Kendinizi bir
şey sandığınız belli,
Ama bilgelik de
sizinle birlikte ölecek!
3Sizin kadar
benim de aklım var,
Sizden aşağı
kalmam.
Kim bilmez bunları?
4“Gülünç oldum
dostlarıma,
Ben ki, Tanrı’ya
yakarırdım, yanıtlardı beni.
Doğru ve
kusursuz adam gülünç oldu.
5Kaygısızlar
felaketi küçümser,
Ayağı kayanı
umursamaz.
6Soyguncuların
çadırlarında rahatlık var,
Tanrı’yı
gazaba getirenler güvenlik içinde,
Tanrı’ya
değil, kendi bileklerine güveniyorlar.
7“Ama şimdi sor
hayvanlara, sana öğretsinler,
Gökte
uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar,
8Toprağa söyle,
sana öğretsin,
Denizdeki balıklara
sor, sana bilgi versinler.
9Hangisi bilmez
Bunu RAB’bin yaptığını?
10Her
yaratığın canı,
Bütün insanlığın
soluğu O’nun elindedir.
11Damağın
yemeği tattığı gibi
Kulak da sözleri
denemez mi?
12Bilgelik
yaşlılarda,
Akıl uzun yaşamdadır.
13“Bilgelik
ve güç Tanrı’ya özgüdür,
O’ndadır
öğüt ve akıl.
14O’nun
yıktığı onarılamaz,
O’nun hapsettiği
kişi özgür olamaz.
15Suları
tutarsa, kuraklık olur,
Salıverirse
dünyayı sel götürür.
16Güç ve
zafer O’na aittir,
Aldanan da aldatan
da O’nundur.
17Danışmanları
çaresiz kılar,
Yargıçları çıldırtır.
18Kralların
bağladığı bağı çözer,
Bellerine kuşak
bağlar.
19Kâhinleri
çaresiz kılar,
Koltuklarında
yıllananları devirir.
20Güvenilir
danışmanları susturur,
Yaşlıların
aklını alır.
21Rezalet
saçar soylular üzerine,
Güçlülerin
kuşağını gevşetir.
22Karanlıkların
derin sırlarını açar,
Ölüm gölgesini
aydınlığa çıkarır.
23Ulusları
büyütür, ulusları yok eder,
Ulusları
genişletir, ulusları sürgün eder.
24Dünya
önderlerinin aklını başından alır,
Yolu
izi belirsiz bir çölde dolaştırır onları.
25Karanlıkta
el yordamıyla yürür, ışık yüzü görmezler;
Sarhoş
gibi dolaştırır onları.
131“İşte,
gözlerim her şeyi gördü,
Kulağım
duydu, anladı.
2Sizin
bildiğinizi ben de biliyorum,
Sizden
aşağı kalmam.
3Ama ben Her Şeye
Gücü Yeten’le konuşmak,
Davamı
Tanrı’yla tartışmak istiyorum.
4Sizlerse yalan
düzüyorsunuz,
Hepiniz değersiz
hekimlersiniz.
5Keşke büsbütün
sussanız!
Sizin için bilgelik olurdu
bu.
6Şimdi davamı
dinleyin,
Yakınmama kulak verin.
7Tanrı adına
haksızlık mı edeceksiniz?
O’nun adına
yalan mı söyleyeceksiniz?
8O’nun tarafını
mı tutacaksınız?
Tanrı’nın davasını mı
savunacaksınız?
9Sizi sorguya
çekerse, iyi mi olur?
İnsanları
aldattığınız gibi O’nu da mı aldatacaksınız?
10Gizlice
O’nun tarafını tutarsanız,
Kuşkusuz
sizi azarlar.
11O’nun
görkemi sizi yıldırmaz mı?
Dehşeti
üzerinize düşmez mi?
12Anlattıklarınız
kül kadar değersizdir,
Savunduklarınızsa
çamurdan farksız.
13“Susun,
bırakın ben konuşayım,
Başıma ne
gelirse gelsin.
14Hayatım
tehlikeye girecekse girsin,
Canım zora
düşecekse düşsün.
15Beni
öldürecek, umudum kalmadı,
Hiç olmazsa
yürüdüğüm yolun doğruluğunu yüzüne karşı savunayım.
16Aslında
bu benim kurtuluşum olacak,
Çünkü
tanrısız bir adam O’nun karşısına çıkamaz.
17Sözlerimi
iyi dinleyin,
Kulaklarınızdan
çıkmasın söyleyeceklerim.
18İşte
davamı hazırladım,
Haklı çıkacağımı
biliyorum.
19Kim
suçlayacak beni?
Biri varsa susar, son
soluğumu veririm.
20“Yalnız
şu iki şeyi lütfet, Tanrım,
O zaman
kendimi senden gizlemeyeceğim:
21Elini
üstümden çek
Ve dehşetinle beni
yıldırma.
22Sonra
beni çağır, yanıtlayayım,
Ya da bırak
ben konuşayım, sen yanıtla.
23Suçlarım,
günahlarım ne kadar?
Bana suçumu,
günahımı göster.
24Niçin
yüzünü gizliyorsun,
Beni düşman gibi
görüyorsun?
25Rüzgarın
sürüklediği yaprağa dönmüşüm,
Beni mi
korkutacaksın?
Kuru samanı mı
kovalayacaksın?
26Çünkü
hakkımda acı şeyler yazıyor,
Gençliğimde
işlediğim günahları bana miras veriyorsun.
27Ayaklarımı
tomruğa vuruyor,
Yollarımı
gözetliyor,
İzimi sürüyorsun.
28“Oysa
insan telef olmuş, çürük bir şey,
Güve
yemiş giysi gibidir
141“İnsanı
kadın doğurur,
Günleri sayılı ve
sıkıntı doludur.
2Çiçek gibi açıp
solar,
Gölge gibi gelip geçer.
3Gözlerini böyle
birine mi dikiyorsun,
Yargılamak için
önüne çağırıyorsun?
4Kim temizi
kirliden çıkarabilir?
Hiç kimse!
5Madem insanın
günleri belirlenmiş,
Aylarının sayısı
saptanmış,
Sınır koymuşsun, öteye
geçemez;
6Gözünü ondan
ayır da,
Çalışma saatini dolduran
gündelikçi gibi rahat etsin.
7“Oysa bir ağaç
için umut vardır,
Kesilse, yeniden
sürgün verir,
Eksilmez filizleri.
8Kökü yerde
kocasa,
Kütüğü toprakta ölse bile,
9Su kokusu alır
almaz filizlenir,
Bir fidan gibi dal
budak salar.
10İnsan ise
ölüp yok olur,
Son soluğunu verir ve
her şey biter.
11Suyu akıp
giden göl
Ya da kuruyan ırmak nasıl
çöle dönerse,
12İnsan da
öyle, yatar, bir daha kalkmaz,
Gökler
yok oluncaya dek uyanmaz,
Uyandırılmaz.
13“Keşke
beni ölüler diyarına gizlesen,
Öfken
geçinceye dek saklasan,
Bana bir süre
versen de, beni sonra anımsasan.
14İnsan
ölür de dirilir mi?
Başka biri
nöbetimi devralıncaya dek
Savaş
boyunca umutla beklerdim.
15Sen
çağırırdın, ben yanıtlardım,
Ellerinle
yaptığın yaratığı özlerdin.
16O zaman
adımlarımı sayar,
Günahımın hesabını
tutmazdın.
17İsyanımı
torbaya koyup mühürler,
Suçumu
örterdin.
18“Ama
dağın yıkılıp çöktüğü,
Kayanın
yerinden taşındığı,
19Suyun
taşı aşındırdığı,
Selin toprağı
sürükleyip götürdüğü gibi,
İnsanın
umudunu yok ediyorsun.
20Onu hep
yenersin, yok olup gider,
Çehresini
değiştirir, uzağa gönderirsin.
21Oğulları
saygı görür, onun haberi olmaz,
Aşağılanırlar,
anlamaz.
22Ancak
kendi canının acısını duyar,
Yalnız
kendisi için yas tutar.”
Eyüp
161Eyüp
Eyüp
şöyle yanıtladı:
2“Buna benzer çok
şey duydum,
Oysa siz avutmuyor,
sıkıntı veriyorsunuz.
3Boş sözleriniz
hiç sona ermeyecek mi?
Nedir derdiniz,
boyuna karşılık veriyorsunuz?
4Yerimde siz
olsaydınız,
Ben de sizin gibi
konuşabilirdim;
Size karşı güzel
sözler dizer,
Başımı sallayabilirdim.
5Ağzımdan çıkan
sözlerle yüreklendirir,
Dudaklarımdan
dökülen avutucu sözlerle yatıştırırdım sizi.
6“Konuşsam bile
acım dinmez,
Sussam ne değişir?
7Ey Tanrı, beni
tükettin,
Bütün ev halkımı dağıttın.
8Beni sıkıp
buruşturdun, bana karşı tanık oldu bu;
Zayıflığım
kalkmış tanıklık ediyor bana karşı.
9Tanrı öfkeyle
saldırıp parçalıyor beni,
Dişlerini
gıcırdatıyor bana,
Düşmanım gözlerini
üzerime dikiyor.
10İnsanlar
bana dudak büküyor,
Aşağılayarak tokat
atıyor,
Birleşiyorlar bana karşı.
11Tanrı
haksızlara teslim ediyor beni,
Kötülerin
kucağına atıyor.
12Ben rahat
yaşıyordum, ama Tanrı paraladı beni,
Boynumdan
tutup yere çaldı.
Beni hedef yaptı
kendine.
13Okçuları
beni kuşatıyor,
Acımadan böbreklerimi
deşiyor,
Ödümü yerlere döküyor.
14Bedenimde
gedik üstüne gedik açıyor,
Dev gibi
üzerime saldırıyor.
15“Giymek
için çul diktim,
Gururumu ayak altına
aldım.
16Ağlamaktan
yüzüm kızardı,
Gözlerimin altı
morardı.
17Yine de
ellerim şiddetten uzak,
Duam içtendir.
18“Ey
toprak, kanımı örtme,
Feryadım asla
dinmesin.
19Daha
şimdiden tanığım göklerde,
Beni
savunan yücelerdedir.
20Dostlarım
benimle eğleniyor,
Gözlerim Tanrı’ya
yaş döküyor;
21Tanrı
kendisiyle insan arasında
İnsanoğluyla
komşusu arasında hak arasın diye.
22“Çünkü
birkaç yıl sonra,
Dönüşü olmayan
yolculuğa çıkacağım.
171“Yaşama
gücüm tükendi, günlerim kısaldı,
Mezar
gözlüyor beni.
2Çevremi
alaycılar kuşatmış,
Gözümü onların
aşağılamasıyla açıp kapıyorum.
3“Ey Tanrı,
kefilim ol kendine karşı,
Başka kim
var bana güvence verecek?
4Çünkü onların
aklını anlayışa kapadın,
Bu yüzden
onları zafere kavuşturmayacaksın.
5Para için
dostlarını satan adamın
Çocuklarının
gözünün feri söner.
6“Tanrı beni
insanların diline düşürdü,
Yüzüme
tükürmekteler.
7Kederden gözümün
feri söndü,
Kollarım bacaklarım çırpı
gibi.
8Dürüst insanlar
buna şaşıyor,
Suçsuzlar tanrısızlara
saldırıyor.
9Doğrular kendi
yolunu tutuyor,
Elleri temiz olanlar
gittikçe güçleniyor.
10“Ama siz,
hepiniz gelin yine deneyin!
Aranızda
bir bilge bulamayacağım.
11Günlerim
geçti, tasarılarım,
Dileklerim suya
düştü.
12Bu
insanlar geceyi gündüze çeviriyorlar,
Karanlığa
‘Işık yakındır’ diyorlar.
13Ölüler
diyarını evim diye gözlüyorsam,
Yatağımı
karanlığa seriyorsam,
14Çukura
‘Babam’,
Kurda ‘Annem, kızkardeşim’
diyorsam,
15Umudum
nerede?
Kim benim için umut görebilir?
16Umut
benimle ölüler diyarına mı inecek?
Toprağa
birlikte mi gireceğiz?”
Bildat
181Bildat
Şuahlı
Bildat şöyle yanıtladı:
2“Ne zaman
bitecek bu sözler?
Biraz anlayışlı
olun da konuşalım.
3Niçin hayvan
yerine konuyoruz,
Gözünüzde aptal
sayılıyoruz?
4Sen kendini
öfkenle paralıyorsun,
Senin uğruna
dünyadan vaz mı geçilecek?
Kayalar
yerini mi değiştirecek?
5“Evet, kötünün
ışığı sönecek,
Ateşinin alevi
parlamayacak.
6Çadırındaki ışık
karanlığa dönecek,
Yanındaki kandil
sönecek.
7Adımlarının gücü
zayıflayacak,
Kurduğu düzene kendi
düşecek.
8Ayakları onu ağa
götürecek,
Kendi ayağıyla tuzağa
basacak.
9Topuğu kapana
girecek,
Tuzak onu kapacak.
10Toprağa
gizlenmiş bir ilmek,
Yoluna koyulmuş
bir kapan bekliyor onu.
11Dehşet
saracak onu her yandan,
Her adımında
onu kovalayacak.
12Gücünü
kıtlık kemirecek,
Tökezleyince,
felaket yanında bitiverecek.
13Derisini
hastalık yiyecek,
Kollarıyla
bacaklarını ölüm yutacak.
14Güvenli
çadırından atılacak,
Dehşet kralının
önüne sürüklenecek.
15Çadırında
ateş oturacak,
Yurdunun üzerine
kükürt saçılacak.
16Kökleri
dipten kuruyacak,
Dalları üstten
solacak.
17Ülkede
anısı yok olacak,
Adı dünyadan
silinecek.
18Işıktan
karanlığa sürülecek,
Dünyadan
kovulacak.
19Ne çocuğu
ne torunu kalacak halkı arasında,
Yaşadığı
yerde kimsesi kalmayacak.
20Batıdakiler
onun yıkımına şaşacak,
Doğudakiler
dehşet içinde bakacak.
21Evet,
kötülerin yaşamı işte böyle son bulur,
Tanrı’yı
tanımayanların varacağı yer budur.”
Eyüp
191Eyüp
Eyüp
şöyle yanıtladı:
2“Ne zamana dek
beni üzecek,
Sözlerinizle ezeceksiniz?
3On kez oldu beni
aşağılıyor,
Hiç utanmadan
saldırıyorsunuz.
4Yanlış yola
sapmışsam,
Bu benim suçum.
5Kendinizi
gerçekten benden üstün görüyor,
Utancımı
bana karşı kullanıyorsanız,
6Bilin ki, Tanrı
bana haksızlık yaptı,
Beni ağıyla
kuşattı.
7“İşte, ‘Zorbalık
bu!’ diye haykırıyorum, ama yanıt yok,
Yardım
için bağırıyorum, ama adalet yok.
8Yoluma set
çekti, geçemiyorum,
Yollarımı
karanlığa boğdu.
9Üzerimden
onurumu soydu,
Başımdaki tacı
kaldırdı.
10Her
yandan yıktı beni, tükendim,
Umudumu
bir ağaç gibi kökünden söktü.
11Öfkesi
bana karşı alev alev yanıyor,
Beni
hasım sayıyor.
12Orduları
üstüme üstüme geliyor,
Bana karşı
rampalar yapıyor,
Çadırımın çevresinde
ordugah kuruyorlar.
13“Kardeşlerimi
benden uzaklaştırdı,
Tanıdıklarım
bana büsbütün yabancılaştı.
14Akrabalarım
uğramaz oldu,
Yakın dostlarım beni
unuttu.
15Evimdeki
konuklarla hizmetçiler
Beni yabancı
sayıyor,
Garip oldum gözlerinde.
16Kölemi
çağırıyorum, yanıtlamıyor,
Dil döksem
bile.
17Soluğum
karımı tiksindiriyor,
Kardeşlerim
benden iğreniyor.
18Çocuklar
bile beni küçümsüyor,
Ayağa kalksam
benimle eğleniyorlar.
19Bütün
yakın dostlarım benden iğreniyor,
Sevdiklerim
yüz çeviriyor.
20Bir deri
bir kemiğe döndüm,
Ölümün eşiğine
geldim.
21“Ey
dostlarım, acıyın bana, siz acıyın,
Çünkü
Tanrı’nın eli vurdu bana.
22Neden
Tanrı gibi siz de beni kovalıyor,
Etime
doymuyorsunuz?
23“Keşke
şimdi sözlerim yazılsa,
Kitaba
geçseydi,
24Demir
kalemle, kurşunla
Sonsuza dek kalsın
diye kayaya kazılsaydı!
25Oysa ben
kurtarıcımın yaşadığını,
Sonunda
yeryüzüne geleceğini biliyorum.
26Derim yok
olduktan sonra,
Yeni bedenimle
Tanrı’yı göreceğim.
27O’nu
kendim göreceğim,
Kendi gözlerimle,
başkası değil.
Yüreğim bayılıyor
bağrımda!
28Eğer,
‘Sıkıntının kökü onda olduğu için
Onu
kovalım’ diyorsanız,
29Kılıçtan
korkmalısınız,
Çünkü kılıç cezası
öfkeli olur,
O zaman adaletin var
olduğunu göreceksiniz.”
Sofar
201Sofar
Naamalı
Sofar şöyle yanıtladı:
2“Sıkıntılı
düşüncelerim beni yanıt vermeye zorluyor,
Bu
yüzden çok heyecanlıyım.
3Beni utandıran
bir azar işitiyorum,
Anlayışım yanıt
vermemi gerektiriyor.
4“Bilmiyor musun
eskiden beri,
İnsan dünyaya
geldiğinden beri,
5Kötünün zafer
çığlığı kısadır,
Tanrısızın sevinciyse
bir anlıktır.
6Boyu göklere
erişse,
Başı bulutlara değse bile,
7Sonsuza dek yok
olacak, kendi pisliği gibi;
Onu görmüş
olanlar, ‘Nerede o?’ diyecekler.
8Düş gibi uçacak,
bir daha bulunamayacak,
Gece görümü
gibi yok olacak.
9Kendisini görmüş
olan gözler bir daha onu görmeyecek,
Yaşadığı
yerde artık görünmeyecektir.
10Çocukları
yoksulların lütfunu dileyecek,
Malını
kendi eliyle geri verecektir.
11Kemiklerini
dolduran gençlik ateşi
Kendisiyle
birlikte toprakta yatacak.
12“Kötülük
ağzında tatlı gözükse,
Onu dilinin
altına gizlese bile,
13Tutsa,
bırakmasa,
Damağının altına saklasa
bile,
14Yediği
yiyecek midesinde ekşiyecek,
İçinde
kobra zehirine dönüşecek.
15Yuttuğu
servetleri kusacak,
Tanrı onları
midesinden çıkaracak.
16Kobra
zehiri emecek,
Engereğin zehir dişi
onu öldürecek.
17Akarsuların,
bal ve ayran akan derelerin
Sefasını
süremeyecek.
18Zahmetle
kazandığını
Yemeden geri verecek,
Elde ettiği kazancın tadını çıkaramayacak.
19Çünkü
yoksulları ezip yüzüstü bıraktı,
Kendi
yapmadığı evi zorla aldı.
20“Hırsı
yüzünden rahat nedir bilmedi,
Serveti
onu kurtaramayacak.
21Yediğinden
artakalan olmadı,
Bu yüzden bolluğu
uzun sürmeyecek.
22Varlık
içinde yokluk çekecek,
Sıkıntı
tepesine binecek.
23Karnını
tıka basa doyurduğunda,
Tanrı kızgın
öfkesini ondan çıkaracak,
Üzerine
gazap yağdıracak.
24Demir
silahtan kaçacak olsa,
Tunç ok onu
delip geçecek.
25Çekilince
ok sırtından,
Parıldayan ucu ödünden
çıkacak,
Dehşet çökecek üzerine.
26Koyu
karanlık onun hazinelerini gözlüyor.
Körüklenmemiş
ateş onu yiyip bitirecek,
Çadırında
artakalanı tüketecek.
27Suçunu
gökler açığa çıkaracak,
Yeryüzü ona
karşı ayaklanacak.
28Varlığını
seller,
Azgın sular götürecek
Tanrı’nın öfkelendiği gün.
29Budur
kötünün Tanrı’dan aldığı pay,
Budur
Tanrı’nın ona verdiği miras.”
21 Eyüp şöyle yanıt verdi:
2 "Sözümü dikkatle dinleyin,
Bana verdiğiniz avuntu bu olsun.
3 Bırakın ben de konuşayım,
Ben konuştuktan sonra alay edin.
4 "Yakınmam insana mı karşı?
Niçin sabırsızlanmayayım?
Elinizi ağzınıza koyun.
6 Bunu düşündükçe içimi korku sarıyor,
Bedenimi titreme alıyor.
Yaşlandıkça güçleri artıyor?
8 Çocukları sapasağlam çevrelerinde,
Soyları gözlerinin önünde.
9 Evleri güvenlik içinde, korkudan uzak,
Tanrı'nın sopası onlara dokunmuyor.
10 Boğalarının çiftleşmesi hiç boşa çıkmaz,
İnekleri hep doğurur, hiç düşük yapmaz.
11 Çocuklarını sürü gibi salıverirler,
Yavruları oynaşır.
12 Tef ve lir eşliğinde şarkı söyler,
Kaval sesiyle eğlenirler.
13 Ömürlerini bolluk içinde geçirir,
Esenlik içinde ölüler diyarına inerler.
14 Tanrı'ya, 'Bizden uzak dur!' derler,
'Yolunu ögrenmek istemiyoruz.
15 Her Şeye Gücü Yeten kim ki, O'na kulluk edelim?
Ne kazancımız olur O'na dua etsek?'
16 Ama zenginlikleri kendi ellerinde değil.
Kötülerin öğüdü benden uzak olsun.
17 "Kaç kez kötülerin kandili söndü,
Başlarına felaket geldi,
Tanrı öfkelendiğinde paylarına düşen kederi verdi?
18 Kaç kez rüzgarın sürüklediği saman gibi,
Kasırganın uçurduğu saman çöpü gibi oldular?
19 'Tanrı babaların cezasını çocuklarına çektirir' diyorsunuz,
Kendilerine çektirsin de bilsinler nasıl olduğunu.
20 Yıkımlarını kendi gözleriyle görsünler,
Her Şeye Gücü Yeten'in gazabını içsinler.
21 Çünkü sayılı ayları sona erince
Geride bıraktıkları aileleri için niye kaygı çeksinler?
22 "En yüksektekileri bile yargılayan Tanrı'ya
Kim akıl öğretebilir?
23 Biri gücünün doruğunda ölür,
Büsbütün rahat ve kaygısız.
İlikleri dolu.
25 Ötekiyse acı içinde ölür,
İyilik nedir hiç tatmamıştır.
26 Toprakta birlikte yatarlar,
Üzerlerini kurt kaplar.
27 "Bakın, düşüncelerinizi,
Bana zarar vermek için kurduğunuz düzenleri biliyorum.
28 'Büyük adamın evi nerede?' diyorsunuz,
'Kötülerin çadırları nerede?'
29 Yolculara hiç sormadınız mı?
Anlattıklarına kulak asmadınız mı?
30 Felaket günü kötü insan esirgenir,
Gazap günü ona kurtuluş yolu gösterilir.
31 Kim davranışını onun yüzüne vurur?
Kim yaptığının karşılığını ona ödetir?
Kabri başında nöbet tutulur.
33 Vadi toprağı tatlı gelir ona,
Herkes ardından gider,
Önüsıra gidenlerse sayısızdır.
34 "Boş laflarla beni nasıl avutursunuz?
Yanıtlarınızdan çıkan tek sonuç yalandır."
22 Temanlı Elifaz şöyle yanıt verdi:
2 "İnsan Tanrı'ya yararlı olabilir mi?
Bilge kişinin bile O'na yararı dokunabilir mi?
3 Doğruluğun Her Şeye Gücü Yeten'e ne zevk verebilir,
Kusursuz yaşamın O'na ne kazanç sağlayabilir?
4 Seni azarlaması, dava etmesi
O'ndan korktuğun için mi?
Günahların sonsuz değil mi?
6 Çünkü kardeşlerinden nedensiz rehin alıyor,
Onları soyuyordun.
Açtan ekmeği esirgedin;
8 Ülkeye bileğinle sahip oldun,
Saygın biri olarak orada yaşadın.
9 Dul kadınları eli boş çevirdin,
Öksüzlerin kolunu kanadını kırdın.
10 Bu yüzden her yanın tuzaklarla çevrili,
Ansızın gelen korkuyla yılıyorsun,
11 Her şey kararıyor, göremez oluyorsun,
Seller altına alıyor seni.
12 "Tanrı göklerin yükseklerinde değil mi?
Yıldızlara bak, ne kadar yüksekteler!
13 Sen ise, 'Tanrı ne bilir?' diyorsun,
'Zifiri karanlığın içinden yargılayabilir mi?
14 Koyu bulutlar O'na engeldir, göremez,
Gökkubbenin üzerinde dolaşır.'
Eski yolu mu tutacaksın?
16 Onlar ki, vakitleri gelmeden çekilip alındılar,
Temellerini sel bastı.
17 Tanrı'ya, 'Bizden uzak dur!' dediler,
'Her Şeye Gücü Yeten bize ne yapabilir?'
18 Ama onların evlerini iyilikle dolduran O'ydu.
Onun için kötülerin öğüdü benden uzak olsun.
19 "Doğrular onların yıkımını görüp sevinir,
Suçsuzlar şöyle diyerek eğlenir:
20 'Düşmanlarımız yok edildi,
Malları yanıp kül oldu.'
21 "Tanrı'yla dost ol, barış ki,
Bolluğa eresin.
22 Ağzından çıkan öğretiyi benimse,
Sözlerini yüreğinde tut.
23 Her Şeye Gücü Yeten'e dönersen, eski haline kavuşursun.
Kötülüğü çadırından uzak tutar,
Ofir altınını vadideki çakılların arasına atarsan,
25 Her Şeye Gücü Yeten senin altının,
Değerli gümüşün olur.
26 O zaman Her Şeye Gücü Yeten'den zevk alır,
Yüzünü Tanrı'ya kaldırırsın.
27 O'na dua edersin, dinler seni,
Adaklarını yerine getirirsin.
28 Neye karar verirsen yapılır,
Yollarını ışık aydınlatır.
29 İnsanlar seni alçaltınca, güvenini yitirme,
Çünkü Tanrı alçakgönüllüleri kurtarır.
30 O suçsuz olmayanı bile kurtarır,
Senin ellerinin temizliği sayesinde kurtulur suçlu."
23 Eyüp şöyle yanıt verdi:
2 "Bugün de acı acı yakınacağım,
İniltime karşın Tanrı'nın üzerimdeki eli ağırdır.
3 Keşke O'nu nerede bulacağımı bilseydim,
Tahtına varabilseydim!
4 Davamı önünde dile getirir,
Kanıtlarımı ard arda sıralardım.
5 Bana vereceği yanıtı öğrenir,
Ne diyeceğini anlardım.
6 Eşsiz gücüyle bana karşı mı çıkardı?
Hayır, yalnızca dinlerdi beni.
7 Haklı kişi davasını oraya, O'nun önüne getirebilirdi,
Ben de yargılanmaktan sonsuza dek kurtulurdum.
8 "Doğuya gitsem orada değil,
Batıya gitsem O'nu bulamıyorum.
9 Kuzeyde iş görse O'nu seçemiyorum,
Güneye dönse O'nu göremiyorum.
10 Ama O tuttuğum yolu biliyor,
Beni sınadığında altın gibi çıkacağım.
11 Adımlarını yakından izledim,
Sapmadan yolunu tuttum.
12 Ağzından çıkan buyruklardan ayrılmadım,
Günlük ekmeğimden çok ağzından çıkan sözlere değer verdim.
13 "O tek başınadır, kim O'nu caydırabilir?
Canı ne isterse onu yapar.
14 Benimle ilgili kararını yerine getirir,
Daha nice tasarısı vardır.
15 Bu yüzden dehşete düşerim huzurunda,
Düşündükçe korkarım O'ndan.
16 Tanrı cesaretimi kırdı,
Her Şeye Gücü Yeten beni yıldırdı.
17 Karanlık beni susturamadı,
Yüzümü örten koyu karanlık.
24 "Niçin Her Şeye Gücü Yeten yargı için vakit saptamıyor?
Neden O'nu tanıyanlar bu günleri görmesin?
2 İnsanlar sınır taşlarını kaldırıyor,
Çaldıkları sürüleri otlatıyorlar.
3 Öksüzlerin eşeğini kovuyor,
Dul kadının öküzünü rehin alıyorlar.
4 Yoksulları yoldan saptırıyor,
Ülkenin düşkünlerini gizlenmeye zorluyorlar.
5 Bakın, yoksullar çöldeki yaban eşekleri gibi
Yiyecek bulmak için erkenden işe çıkıyorlar,
Çocuklarına yiyeceği kırlar sağlıyor.
6 Yemlerini tarlalardan topluyor,
Kötülerin bağındaki artıkları eşeliyorlar.
7 Geceyi giysisiz, çıplak geçiriyorlar,
Örtünecek şeyleri yok soğukta.
8 Dağlara yağan sağanaktan ıslanıyor,
Sığınakları olmadığı için kayalara sarılıyorlar.
9 Öksüz memeden ayrılıyor,
Düşkünün bebeği rehin alınıyor.
10 Giysisiz, çıplak dolaşıyor,
Aç karnına demet taşıyorlar.
11 Teraslar arasında zeytin eziyor,
Susuzluktan kavrulurken
Masaralarda üzüm çiğniyorlar.
12 Kentlerden insan iniltileri yükseliyor,
Yaralı canlar feryat ediyor,
Ama Tanrı haksızlığı önemsemiyor.
13 "Bunlar ışığa başkaldıranlardır;
Onun yolunu tanımaz,
İzinde yürümezler.
14 Gün kararınca
[i] katil kalkar,
Yoksulu, düşkünü öldürür,
Hırsız gibi sıvışır geceleyin.
15 Zina edenin gözü alacakaranlıktadır,
'Beni kimse görmez' diye düşünür,
Yüzünü örtüyle gizler.
16 Hırsızlar karanlıkta evleri deler,
Gündüz gizlenir, ışık nedir bilmezler.
17 Çünkü zifiri karanlık sabahıdır onların,
Karanlığın dehşetiyle dostturlar."
18 Diyorsunuz ki: "Suyun üstündeki köpüktür onlar,
Lanetlidir ülkedeki payları,
Kimse bağlara gitmez.
19 Kuraklık ve sıcağın eriyen karı alıp götürdüğü gibi
Ölüler diyarı da günahlıları alıp götürür.
20 Rahim onları unutacak,
Kurtlara yem olacak,
Bir daha anılmayacaklar.
Haksızlık bir ağaç gibi kırılacak.
21 Onlar çocuğu olmayan kısır kadınları yolar,
Dul kadına iyilik etmezler.
22 Tanrı, gücüyle zorbaları yok eder,
Harekete geçince zorbaların yaşama umudu kalmaz.
23 Tanrı onlara güven verir, O'na güvenirler,
Ama gözü yürüdükleri yoldadır.
24 Kısa süre yükselir, sonra yok olurlar,
Düşerler, tıpkı ötekiler gibi alınıp götürülür,
Başak başı gibi kesilirler.
25 "Böyle değilse, kim beni yalancı çıkarabilir,
Söylediklerimin boş olduğunu gösterebilir?"
[i] 24:14. "Gün kararınca": Özgün metin, "Işıkta"
Bildat
25 Şuahlı Bildat şöyle yanıt verdi:
2 "Egemenlik ve heybet Tanrı'ya özgüdür,
Yüce göklerde düzen kuran O'dur.
3 Orduları sayılabilir mi?
Işığı kimin üzerine doğmaz?
4 İnsan Tanrı'nın önünde nasıl doğru olabilir?
Kadından doğan biri nasıl temiz olabilir?
5 O'nun gözünde ay parlak,
Yıldızlar temiz değilse,
6 Nerede kaldı bir kurtçuk olan insan,
Bir böcek olan insanoğlu!"
Eyüp
26 Eyüp şöyle yanıt verdi:
2 "Çaresize nasıl yardım ettin!
Güçsüz pazuyu nasıl kurtardın!
3 Bilge olmayana ne öğütler verdin!
Sağlam bilgiyi pek güzel öğrettin!
4 Bu sözleri kime söyledin?
Senin ağzından konuşan ruh kimin?
5 "Suların ve sularda yaşayanların altında
Ölüler titriyor.
6 Tanrı'nın önünde ölüler diyarı çıplaktır,
Yıkım diyarı örtüsüz.
7 O boşluğun üzerine kuzey göklerini yayar,
Hiçliğin üzerine dünyayı asar.
8 Bulutların içine suları sarar,
Bulutlar yırtılmaz onların ağırlığı altında.
9 Dolunayın yüzünü örter,
Üstüne bulutlarını serper.
10 Suların yüzeyine sınır çizer
Işıkla karanlığın ayrıldığı yerde.
11 Göklerin direkleri sarsılır,
Şaşkına dönerler O azarlayınca.
12 Gücüyle denizi çalkalar,
Ustaca Rahav'ı
[i] vurur.
13 Gökler O'nun soluğuyla açılır,
O'nun eli parçalar kaçan yılanı.
14 Bunlar yaptıklarının küçücük parçaları,
O'ndan duyduğumuz hafif bir fısıltıdır.
Gürleyen gücünü kim anlayabilir
[ii]?"
[i] 26:12. "Rahav": Kenan efsanelerinde geçen kaos ve kötülük güçlerini simgeleyen bir deniz canavarı
[ii] 26:14. Birçok uzmana göre 26:5-14 ayetleri Bildat'ın sözleridir
27 Eyüp anlatmaya devam etti:
2 "Hakkımı elimden alan Tanrı'nın varlığı hakkı için,
Bana acı çektiren Her Şeye Gücü Yeten'in hakkı için,
3 İçimde yaşam belirtisi olduğu sürece,
Tanrı'nın soluğu burnumda olduğu sürece,
4 Ağzımdan kötü söz çıkmayacak,
Dilimden yalan dökülmeyecek.
5 Size asla hak vermeyecek,
Son soluğumu verene dek suçsuz olduğumu söyleyeceğim.
6 Doğruluğuma sarılacak, onu bırakmayacağım,
Yaşadığım sürece vicdanım beni suçlamayacak.
7 "Düşmanlarım kötüler gibi,
Bana saldıranlar haksızlar gibi cezalandırılsın.
8 Tanrısız insanın umudu nedir
Tanrı onu yok ettiğinde, canını aldığında?
9 Başına sıkıntı geldiğinde,
Tanrı feryadını duyar mı?
10 Her Şeye Gücü Yeten'den zevk alır mı?
Her zaman Tanrı'ya yakarır mı?
11 "Tanrı'nın gücünü size öğreteceğim,
Her Şeye Gücü Yeten'in tasarısını gizlemeyeceğim.
12 Aslında siz, hepiniz gördünüz bunu,
Öyleyse ne diye boş boş konuşuyorsunuz?
13 "Kötünün Tanrı'dan alacağı pay,
Zorbanın Her Şeye Gücü Yeten'den alacağı miras şudur:
14 Çocukları ne kadar çok olursa olsun, kılıçla öldürülecek,
Soyu yeterince ekmek bulamayacaktır.
15 Sağ kalanlar hastalıktan ölüp gömülecek,
Dul karıları ağlamayacaktır.
16 Kötü insan kum gibi gümüş yığsa,
Yığınla giysi biriktirse,
17 Onun biriktirdiğini doğru insan giyecek,
Gümüşü suçsuz paylaşacak.
18 Evini güve kozası gibi inşa eder,
Bekçinin kurduğu çardak gibi.
19 Zengin olarak yatar, ama bu öyle sürmez,
Gözlerini açtığında hepsi yok olup gitmiştir.
20 Dehşet onu sel gibi basar,
Kasırga gece kapar götürür.
21 Doğu rüzgarı onu uçurup götürür,
Yerinden silip süpürür.
22 Acımasızca üzerine eser,
Elinden kaçmaya çalışırken.
23 Onunla alay ederek el çırpar,
Yerinden ıslık çalar
[i]."
[i] 27:23. Bazı uzmanlara göre 27:13-23 ayetleri Sofar'ın sözleridir
Bilgelik Üzerine
28 Gümüş maden ocağından elde edilir,
Altını arıtmak için de bir yer vardır.
2 Demir topraktan çıkarılır,
Bakırsa taştan.
3 İnsan karanlığa son verir,
Koyu karanlığın, ölüm gölgesinin taşlarını
Son sınırına kadar araştırır.
4 Maden kuyusunu insanların oturduğu yerden uzakta açar,
İnsan ayağının unuttuğu yerlerde,
Herkesten uzak iplere sarılıp sallanır.
Toprağın altı ise yanmış, altüst olmuştur.
6 Kayalarından laciverttaşı çıkar,
Yüzeyi altın tozunu andırır.
7 Yırtıcı kuş yolu bilmez,
Şahinin gözü onu görmemiştir.
8 Yırtıcı hayvanlar oraya ayak basmamış,
Aslan oradan geçmemiştir.
9 Madenci elini çakmak taşına uzatır,
Dağları kökünden altüst eder.
10 Kayaların içinden tüneller açar,
Gözleri değerli ne varsa görür.
11 Irmakların kaynağını tıkar,
Gizli olanı ışığa çıkarır.
12 Ama bilgelik nerede bulunur?
Aklın yeri neresi?
13 İnsan onun değerini bilmez,
Canlılar diyarında ona rastlanmaz.
14 Engin, "Bende değil" der,
Deniz, "Yanımda değil."
15 Onun bedeli saf altınla ödenmez,
Değeri gümüşle ölçülmez.
16 Ona Ofir altınıyla, değerli oniksle,
Laciverttaşıyla değer biçilmez.
17 Ne altın ne cam onunla karşılaştırılabilir,
Saf altın kaplara değişilmez.
18 Yanında mercanla billurun sözü edilmez,
Bilgeliğin değeri mücevherden üstündür.
19 Kûş topazı onunla denk sayılmaz,
Saf altınla ona değer biçilmez.
20 Öyleyse bilgelik nereden geliyor?
Aklın yeri neresi?
21 O bütün canlıların gözünden uzaktır,
Gökteki kuşlardan bile saklıdır.
"Kulaklarımız ancak fısıltısını duydu" der.
23 Onun yolunu Tanrı anlar,
Yerini bilen O'dur.
24 Çünkü O yeryüzünün uçlarına kadar bakar,
Göklerin altındaki her şeyi görür.
Suları ölçtüğü,
26 Yağmura kural koyduğu,
Yıldırıma yol açtığı zaman,
27 Bilgeliği görüp değerini biçti,
Onu onaylayıp araştırdı.
28 İnsana, "İşte Rab korkusu, bilgelik budur" dedi,
"Kötülükten kaçınmak akıllılıktır."
29 Eyüp yine anlatmaya başladı:
2 "Keşke geçen aylar geri gelseydi,
Tanrı'nın beni kolladığı,
3 Kandilinin başımın üstünde parladığı,
Işığıyla karanlıkta yürüdüğüm günler,
4 Keşke olgunluk günlerim geri gelseydi,
Tanrı'nın çadırımı dostça koruduğu,
5 Her Şeye Gücü Yeten'in henüz benimle olduğu,
Çocuklarımın çevremde bulunduğu,
6 Yollarımın sütle yıkandığı,
Yanımdaki kayanın zeytinyağı akıttığı günler!
Kürsümü meydana koyduğumda,
8 Gençler beni görüp gizlenir,
Yaşlılar kalkıp ayakta dururlardı;
9 Önderler konuşmaktan çekinir,
Elleriyle ağızlarını kaparlardı;
10 Soyluların sesi kesilir,
Dilleri damaklarına yapışırdı.
Beni gören överdi;
12 Çünkü yardım isteyen yoksulu,
Desteği olmayan öksüzü kurtarırdım.
13 Ölmekte olanın hayır duasını alır,
Dul kadının yüreğini sevinçten coştururdum.
14 Doğruluğu giysi gibi giyindim,
Adalet kaftanım ve sarığımdı sanki.
Topallara ayaktım.
16 Yoksullara babalık eder,
Garibin davasını üstlenirdim.
17 Haksızın çenesini kırar,
Avını dişlerinin arasından kapardım.
18 "'Son soluğumu yuvamda vereceğim' diye düşünüyordum,
'Günlerim kum taneleri kadar çok.
19 Köküm sulara erişecek,
Çiy geceyi dallarımda geçirecek.
20 Aldığım övgüler tazelenecek,
Elimdeki yay yenilenecek.'
21 "İnsanlar beni saygıyla dinler,
Öğüdümü sessizce beklerlerdi.
22 Ben konuştuktan sonra onlar konuşmazdı,
Sözlerim üzerlerine damlardı.
23 Yağmuru beklercesine beni bekler,
Son yağmurları içercesine sözlerimi içerlerdi.
24 Kendilerine gülümsediğimde gözlerine inanmazlardı,
Güler yüzlülüğüm onlara cesaret verirdi.
25 Onların yolunu ben seçer, başlarında dururdum,
Askerlerinin ortasında kral gibi otururdum,
Yaslıları avutan biri gibiydim.
30 "Ama şimdi, yaşı benden küçük olanlar
Benimle alay etmekte,
Oysa babalarını sürümün köpeklerinin
Yanına koymaya tenezzül etmezdim.
2 Çünkü güçleri tükenmişti,
Bileklerinin gücü ne işime yarardı?
3 Yoksulluktan, açlıktan bitkindiler,
Akşam çölde, ıssız çorak yerlerde kök kemiriyorlardı.
4 Çalılıklarda karapazı topluyor,
Retem kökü yiyorlardı.
5 Toplumdan kovuluyorlardı,
İnsanlar hırsızmışlar gibi onlara bağırıyordu.
6 Korkunç vadilerde, yerdeki deliklerde,
Kaya kovuklarında yaşıyorlardı.
7 Çalıların arasında anırır,
Çalı altında birbirine sokulurlardı.
8 Aptalların, adı sanı belirsiz insanların çocuklarıydılar,
Ülkeden kovulmuşlardı.
9 "Şimdiyse destan oldum dillerine,
Ağızlarına doladılar beni.
10 Benden tiksiniyor, uzak duruyorlar,
Yüzüme tükürmekten çekinmiyorlar.
11 Tanrı ipimi çözüp beni alçalttığı için
Dizginsiz davranmaya başladılar bana.
12 Sağımdaki ayak takımı üzerime yürüyor,
Ayaklarımı kaydırıyor,
Bana karşı rampalar kuruyorlar.
Kimseden yardım görmeden
Beni yok etmeye çalışıyorlar.
14 Koca bir gedikten girer gibi ilerliyor,
Yıkıntılar arasından üzerime yuvarlanıyorlar.
Onurum rüzgara kapılmış gibi uçtu,
Mutluluğum bulut gibi geçip gitti.
Acı günler beni ele geçirdi.
17 Geceleri kemiklerim sızlıyor,
Beni kemiren acılar hiç durmuyor.
Üzerimdeki giysiye dönüştü,
Gömleğimin yakası gibi beni sıkıyor.
Toza, küle döndüm.
20 "Sana yakarıyorum, ama yanıt vermiyorsun,
Ayağa kalktığımda gözünü bana dikiyorsun.
21 Bana acımasız davranıyor,
Bileğinin gücüyle beni eziyorsun.
22 Beni kaldırıp rüzgara bindiriyorsun,
Fırtınanın içinde darma duman ediyorsun.
23 Biliyorum, beni ölüme,
Bütün canlıların toplanacağı yere götüreceksin.
24 "Kuşkusuz düşenin dostu olmaz,
Felakete uğrayıp yardım istediğinde.
25 Sıkıntıya düşenler için ağlamaz mıydım?
Yoksullar için üzülmez miydim?
26 Ama ben iyilik beklerken kötülük geldi,
Işık umarken karanlık geldi.
27 İçim kaynıyor, rahatım yok,
Önümde acı günler var.
28 Yaslı yaslı dolaşıyorum, güneş yok,
Topluluk içinde kalkıp feryat ediyorum.
Baykuşlarla arkadaş oldum.
30 Derim karardı, soyuluyor,
Kemiklerim ateşten yanıyor.
31 Lirimin sesi yas feryadına,
Kavalımın sesi ağlayanların sesine döndü.
31 "Gözlerimle antlaşma yaptım
Şehvetle bir kıza bakmamak için.
2 Çünkü insanın yukarıdan, Tanrı'dan payı nedir,
Yücelerden, Her Şeye Gücü Yeten'den mirası ne?
Haksızlık yapanlar için bela değil mi?
4 Yürüdüğüm yolları görmüyor mu,
Attığım her adımı saymıyor mu?
5 "Eğer yalan yolunda yürüdümse,
Ayağım hileye seğirttiyse,
6 -Tanrı beni doğru teraziyle tartsın,
Kusursuz olduğumu görsün-
7 Adımım yoldan saptıysa,
Yüreğim gözümü izlediyse,
Ellerim pisliğe bulaştıysa,
8 Ektiğimi başkaları yesin,
Ekinlerim kökünden sökülsün.
9 "Eğer gönlümü bir kadına kaptırdıysam,
Komşumun kapısında pusuya yattıysam,
10 Karım başkasının buğdayını öğütsün,
Onunla başka erkekler yatsın.
11 Çünkü bu utanç verici,
Yargılanması gereken bir suç olurdu.
12 Yıkım diyarına dek yakan bir ateştir o,
Bütün ürünümü kökünden kavururdu.
13 "Benimle ters düştüklerinde
Kölemin ve hizmetçimin hakkını yemişsem,
14 Tanrı yargıladığında ne yaparım?
Hesap sorduğunda ne yanıt veririm?
15 Beni ana karnında yaratan onu da yaratmadı mı?
Rahimde bize biçim veren O değil mi?
16 "Eğer yoksulların dileğini geri çevirdimse,
Dul kadının umudunu kırdımsa,
17 Ekmeğimi yalnız yedim,
Öksüzle paylaşmadımsa,
18 Gençliğimden beri öksüzü baba gibi büyütmedimse,
Doğduğumdan beri dul kadına yol göstermedimse,
19 Giysisi olmadığı için can çekişen birini
Ya da örtüsü olmayan bir yoksulu gördüm de,
20 Koyunlarımın yünüyle ısıtmadıysam,
O da içinden beni kutsamadıysa,
21 Mahkemede sözümün geçtiğini bilerek
Öksüze el kaldırdımsa,
22 Kolum omuzumdan düşsün,
Kol kemiğim kırılsın.
23 Çünkü Tanrı'dan gelecek beladan korkarım,
O'nun görkeminden ötürü böyle bir şey yapamam.
24 "Eğer umudumu altına bağladımsa,
Saf altına, 'Güvencim sensin' dedimse,
Varlığımı bileğimle kazandım diye sevindimse,
Parıldayarak hareket eden aya bakıp da,
Elim onlara taptığımı gösteren bir öpücük yolladıysa,
28 Bu da yargılanacak bir suç olurdu,
Çünkü yücelerdeki Tanrı'yı yadsımış olurdum.
29 "Eğer düşmanımın yıkımına sevindim,
Başına kötülük geldi diye keyiflendimse,
30 -Kimsenin canına lanet ederek
Ağzımın günah işlemesine izin vermedim-
31 Evimdeki insanlar, 'Eyüp'ün verdiği etle
Karnını doyurmayan var mı?' diye sormadıysa,
32 -Hiçbir yabancı geceyi sokakta geçirmezdi,
Çünkü kapım her zaman yolculara açıktı-
33-34 Kalabalıktan çok korktuğum,
Boyların aşağılamasından yıldığım,
Susup dışarı çıkmadığım için
Suçumu bağrımda gizleyip
Adem gibi isyanımı örttümse,
35 ("Keşke beni dinleyen biri olsa!
İşte savunmamı imzalıyorum,
Her Şeye Gücü Yeten bana yanıt versin!
Hasmımın yazdığı tomar elimde olsa,
36 Kuşkusuz, onu omuzumda taşır,
Taç gibi başıma koyardım.
37 Attığım her adımı ona bildirir,
Kendisine bir önder gibi yaklaşırdım.)
38 "Toprağım bana feryat ediyorsa,
Sapanın açtığı yarıklar bir ağızdan ağlıyorsa,
39 Ürününü para ödemeden yedimse
Ya da üzerinde oturanların kalbini kırdımsa,
40 Orada buğday yerine diken,
Arpa yerine delice bitsin."
Eyüp'ün konuşması sona erdi.
Elihu
32 Böylece bu üç kişi Eyüp'e yanıt vermekten vaz geçti, çünkü Eyüp kendi doğruluğundan emindi.
2 Ram ailesinden Bûzlu Barakel oğlu Elihu Eyüp'e çok öfkelendi. Çünkü Eyüp kendini Tanrı'dan haklı görüyordu.
3 Elihu Eyüp'ün üç arkadaşına da öfkelendi, çünkü Eyüp'ü
[i] suçlamalarına karşın sağlam bir yanıt bulamamışlardı.
4 Elihu Eyüp'le konuşmak için sırasını beklemişti, çünkü ötekiler yaşça kendisinden büyüktü.
5 Bu üç kişinin başka bir şey söyleyemeyeceğini görünce öfkesi alevlendi.
6 Bûzlu Barakel oğlu Elihu şöyle konuştu:
"Ben yaşça küçüğüm, sizse yaşlısınız.
Bu yüzden çekindim, bildiğimi söylemekten korktum.
7 'Çok gün görenler konuşsun' dedim,
'Çok yıl yaşayanlar bilgeliği öğretsin.'
8 Oysa insana ruh,
Her Şeye Gücü Yeten'in soluğu akıl verir.
9 Akıl yaşta değil baştadır.
Adaleti anlamak yaşa bakmaz.
10 "Bu yüzden, 'Beni dinleyin' diyorum,
Ben de bildiğimi söyleyeyim.
11 Siz konuşurken ben bekledim,
Siz ne diyeceğinizi araştırırken
Düşüncelerinizi dinledim.
12 Bütün dikkatimi size çevirdim.
Ama hiçbiriniz Eyüp'ün haksızlığını kanıtlayamadı,
Onun söylediklerine karşılık veremedi.
13 'Biz bilgeliğe eriştik,
Bırakın Tanrı onu haksız çıkarsın, insan değil' demeyin.
14 Ama Eyüp'ün sözlerinin hedefi ben değildim,
Bu yüzden onu sizin sözlerinizle yanıtlamayacağım.
15 "Onlar yıldı, yanıt veremiyorlar artık,
Söyleyecek şeyleri kalmadı.
16 Onlar konuşmuyor diye ben beklemeli miyim,
Duruyor, yanıt vermiyorlar diye?
17 Benim de söyleyecek sözüm var,
Ben de bildiğimi söyleyeceğim.
18 Çünkü içim dolu,
İçimdeki ruh beni zorluyor.
19 İçim açılmamış şarap gibi,
Yeni şarap tulumları gibi patlamak üzere.
20 Konuşup rahatlamalıyım,
Ağzımı açıp yanıtlamalıyım.
21 Kimseye ayrıcalık göstermeyecek,
Kimseye yaltaklanmayacağım.
22 Çünkü yaltaklanmayı bilsem,
Yaratıcım beni hemen yok ederdi.
[i] 32:3. "Eyüp'ü": Eski İbrani din bilginlerine göre "Tanrı'yı"
33 "Ama şimdi lütfen sözümü dinle, Eyüp,
Söyleyeceğim her şeye kulak ver.
Söyleyeceklerim dilimin ucunda.
3 Sözlerim temiz bir yürekten çıkıyor,
Dudaklarım bildiklerini içtenlikle söylüyor.
4 Beni Tanrı'nın Ruhu yarattı,
Her Şeye Gücü Yeten'in soluğu yaşam veriyor bana.
5 Elinden gelirse beni yanıtla,
Kendini hazırla, karşımda dur.
6 Tanrı'nın önünde ben de tıpkı senin gibiyim,
Ben de balçıktan yaratıldım.
7 Onun için dehşetim seni yıldırmasın,
Baskım sana ağır gelmesin.
8 "Sesin hâlâ kulaklarımda,
Şöyle demiştin:
9 'Ben kusursuz ve günahsızım,
Temiz ve suçsuzum.
10 Yine de Tanrı bana karşı bahane arıyor,
Beni düşman görüyor.
11 Ayaklarımı tomruğa vuruyor,
Yollarımı gözetliyor.'
12 "Ama sana şunu söyleyeyim,
Bu konuda haksızsın.
Çünkü Tanrı insandan büyüktür.
13 İnsanın hiçbir sözüne yanıt vermiyor diye
Niçin O'nunla çekişiyorsun?
14 Çünkü insan anlamasa da,
Tanrı şu ya da bu yolla konuşur.
15 Rüyada, geceleyin görümde,
İnsanları ağır uyku basınca,
Yatakta yatarlarken,
Uyarısıyla onları korkutur;
17 Onları yaptıkları kötülükten döndürmek,
Gururdan uzak tutmak,
Hayatlarını ölümden kurtarmak için.
19 İnsan yatağında acılarla,
Kemiklerinde dinmez sızılarla yola getirilir.
20 Öyle ki, içi yemek kaldırmaz,
En lezzetli yiyecekten tiksinir.
21 Eti erir, görünmez olur,
Gözükmeyen kemikleri ortaya çıkar.
Hayatı ölüm meleklerine yaklaşır.
23 "Yine de insana doğruyu bildirmek için
Yanında bir melek, bin melekten biri
Arabulucu olarak bulunursa,
'Onu çukura inmekten kurtar,
Ben fidyeyi buldum' derse,
25 Eti çocuk eti gibi yenilenir,
Gençlik günlerine döner.
26 Dua ettiğinde Tanrı ondan hoşnut kalır,
O da Tanrı'nın yüzünü görüp sevinir.
Tanrı onun durumunu düzeltir.
27 Sonra insanların önünde türkü çağırır:
'Günah işleyip doğru yoldan saptım,
Ama Tanrı hak ettiğim cezayı vermedi bana,
28 Canımı çukura inmekten O kurtardı,
Işığı görmek için yaşayacağım.'
29-30 "İşte, insanın canını çukurdan çıkarmak,
Onu yaşam ışığıyla aydınlatmak için
Tanrı bütün bunları iki kez,
Hatta üç kez yapar.
31 "İyi dinle, Eyüp, kulak ver,
Sen sus, ben konuşacağım.
32 Söyleyeceğin bir şey varsa söyle,
Çünkü seni haklı çıkarmak isterim.
Sus da sana bilgelik öğreteyim."
34 Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
2 "Ey bilgeler, sözlerimi dinleyin,
Kulak verin bana, ey bilgi sahipleri.
3 Çünkü damak nasıl yemeği tadarsa,
Kulak da sözleri sınar.
4 Gelin, doğruyu seçelim,
İyiyi birlikte öğrenelim.
5 "Çünkü Eyüp, 'Ben suçsuzum' diyor,
'Tanrı hakkımı elimden aldı.
6 Haklı olduğum halde yalancı sayılıyorum,
Suçsuz olduğum halde okunla yaraladın beni.'
Alayı su gibi içiyor!
8 Kötülük yapanlarla dostluk edip geziyor,
Kötülerle aynı yolda yürüyor.
9 Çünkü, 'Tanrı'yı hoşnut etmeye çalışmak
İnsana yarar getirmez' diyor.
10 "Bu yüzden, ey sağduyulu insanlar, beni dinleyin!
Tanrı kötülük yapar mı,
Her Şeye Gücü Yeten haksızlık eder mi? Haşa!
11 Çünkü O herkese yaptığının karşılığını öder,
Hak ettiğini başına getirir.
12 Tanrı kesinlikle kötülük etmez,
Her Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz.
13 Kim yeryüzünü O'na emanet etti?
Kim O'nu bütün dünyanın başına atadı?
Ruhunu ve soluğunu geri çekerse,
15 Bütün insanlık bir anda yok olur,
İnsan yine toprağa döner.
Kulak ver sözlerime.
17 Adaletten nefret eden hiç hüküm sürebilir mi?
Adil ve güçlü olanı suçlayacak mısın?
18 Krallara, 'Değersizsiniz',
Soylulara, 'Kötüsünüz' diyen,
19 Önderlere ayrıcalık tanımayan,
Zengini yoksuldan çok önemsemeyen O değil mi?
Çünkü hepsi O'nun ellerinin işidir.
20 Geceyarısı bir anda ölürler,
Herkes sarsılır, ölüp gider,
Güçlüler de insan eli değmeden alınıp götürülür.
21 "Tanrı'nın gözleri insanların yolundan ayrılmaz,
Attıkları her adımı görür.
22 Kötülük yapanların gizlenebileceği
Ne karanlık bir yer vardır, ne de ölüm gölgesi.
23 Yargılanmak için önüne gelsinler diye,
Tanrı insanları sorgulamaya pek gerek duymaz.
24 Araştırmadan güçlü insanları kırar,
Onların yerine başkalarını diker.
25 Çünkü ne yaptıklarını bilir,
Gece onları deviriverir, ezilirler.
Kötülükleri yüzünden onları cezalandırır;
27 Artık O'nun ardından gitmedikleri,
Yollarının hiçbirini dikkate almadıkları için.
28 Yoksulun feryadını O'na duyurdular;
Düşkünlerin feryadını işitti.
29 Ama Tanrı sessiz kalırsa kim O'nu suçlayabilir?
Yüzünü gizlerse kim O'nu görebilir?
Bir ulusa karşı da bir insana karşı da O hep aynıdır,
30 Tanrısız insan krallık etmesin,
Halka tuzak kurmasın diye.
'Suçluyum, artık kötülük yapmayacağım' dedi mi,
32 'Göremediğimi sen bana öğret,
Haksızlık ettimse, bir daha etmem?'
33 O'nu reddettiğin halde,
Senin keyfince mi seni ödüllendirmeli?
Çünkü karar verecek olan sensin, ben değil,
Öyleyse anlat bana bildiğini.
Beni dinleyen bilgeler diyecekler ki:
35 'Eyüp bilgisizce konuşuyor,
Sözlerinin değeri yok.'
36 Kötü biri gibi yanıt verdiği için
Keşke Eyüp'ün sınanması sonsuza dek sürse!
37 Çünkü günahına isyan da ekliyor,
Önümüzde alay edercesine el çırpıyor,
Tanrı'ya karşı konuştukça konuşuyor."
35 Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
2 "'Tanrı'nın önünde haklıyım' diyorsun.
Doğru buluyor musun bunu?
3 Ama hâlâ, 'Günah işlemezsem
Yararım ne, kazancım ne?' diye soruyorsun.
Ve arkadaşlarını.
Üzerinde yükselen bulutlara göz gezdir.
6 Günah işlersen, Tanrı'ya ne zararı olur?
İsyanların çoksa ne olur O'na?
7 Doğruysan, O'na verdiğin nedir,
Ya da ne alır O senin elinden?
8 Kötülüğün ancak senin gibi birine zarar verir,
Doğruluğun ise yalnız insanoğlu içindir.
9 "İnsanlar ağır baskı altında feryat ediyor,
Güçlülere karşı yardım istiyor.
10 Ama kimse, 'Nerede yaratıcım Tanrı?' demiyor;
O Tanrı ki, gece bize ezgiler verir,
11 Yeryüzündeki hayvanlardan çok bize öğretir
Ve bizi gökteki kuşlardan daha bilge kılar.
12 Kötülerin gururu yüzünden insanlar feryat ediyor,
Ama yanıt veren yok.
13 Gerçek şu ki, Tanrı boş feryadı dinlemez,
Her Şeye Gücü Yeten bunu önemsemez.
14 O'nu görmediğini söylediğin zaman bile
Davan O'nun önündedir, bekle;
15 Madem bu öfkeyle şimdi cezalandırmadı,
İsyana da pek aldırmaz diyorsun.
16 Bu yüzden Eyüp ağzını boş yere açıyor,
Bilgisizce konuştukça konuşuyor."
Bilgisizce konuştukça konuşuyor."
36 Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
2 "Biraz bekle, sana açıklayayım,
Çünkü Tanrı için söylenecek daha çok söz var.
3 Bilgimi geniş kaynaklardan toplayacağım,
Yaratıcıma hak vereceğim.
4 Kuşkusuz, söylediğim hiçbir şey yalan değil,
Karşında bilgide yetkin biri var.
5 "Tanrı güçlüdür, ama kimseyi hor görmez,
Güçlü ve amacında kararlı.
Mazlumun hakkını verir.
7 Gözlerini doğru kişiden ayırmaz,
Onu krallarla birlikte tahta oturtur,
Sonsuza dek yükseltir.
8 Ama insanlar zincire vurulur,
Baskı altında tutulurlarsa,
Gurura kapılıp isyan ettiklerini bildirir.
Kötülükten dönmelerini buyurur.
11 Eğer dinler ve O'na kulluk ederlerse,
Kalan günlerini bolluk,
Yıllarını rahatlık içinde geçirirler.
12 Ama dinlemezlerse ölür,
Ders almadan yok olurlar.
13 "Tanrısızlar öfkelerini içlerinde gizler,
Kendilerini bağladığında Tanrı'dan yardım istemezler.
14 Genç yaşta ölüp giderler,
Yaşamları putatapan tapınaklarında fuhşu iş edinmiş erkekler arasında biter.
15 Ama Tanrı acı çekenleri acı çektikleri için kurtarır,
Düşkünlere kendini dinletir.
16 "Evet, seni sıkıntıdan çeker çıkarırdı;
Darlığın olmadığı geniş bir yere,
Zengin yiyeceklerle bezenmiş bir sofraya.
17 Oysa şimdi kötülerin hak ettiği cezayı çekiyorsun,
Yargı ve adalet yakalamış seni.
18 Dikkat et, para seni baştan çıkarmasın,
Büyük bir rüşvet seni saptırmasın.
19 Zenginliğin ya da bütün gücün yeter mi
Sıkıntı çekmeni önlemeye?
Yok edildiği geceyi özleme.
21 Dikkat et, kötülüğe dönme,
Çünkü sen onu düşkünlüğe yeğledin.
22 "İşte Tanrı gücüyle yükselir,
O'nun gibi öğretmen var mı?
23 Kim O'na ne yapması gerektiğini söyleyebilir?
Kim O'na, 'Haksızlık ettin' diyebilir?
24 O'nun işlerini yüceltmelisin, anımsa bunu,
İnsanların ezgilerle övdüğü işlerini.
25 Bütün insanlar bunları görmüştür,
Herkes onları uzaktan izler.
26 Evet, Tanrı öyle büyüktür ki, O'nu anlayamayız,
Varlığının süresi hesaplanamaz.
27 "Su damlalarını yukarı çeker,
Buharından yağmur damlatır.
28 Bulutlar nemini döker,
İnsanların üzerine bol yağmur yağdırır.
29 Bulutları nasıl yaydığını,
Göksel konutundan nasıl gürlediğini kim anlayabilir?
30 Şimşekleri çevresine nasıl yaydığına,
Denizin dibine dek nasıl ulaştırdığına bakın.
31 Tanrı halkları böyle yönetir,
Bol yiyecek sağlar.
32 Şimşeği elleriyle tutar,
Hedefine vurmasını buyurur.
33 O'nun gürleyişi fırtınayı haber verir,
Sığırlar bile fırtına kopacağını bildirir.
Sığırlar bile fırtına kopacağını bildirir.
37 "Yüreğim titrer buna,
Yerinden oynar.
2 Dinleyin, gürleyen sesini dinleyin,
Ağzından çıkan sesi!
3 Şimşeğini göğün altındaki her yere,
Yeryüzünün dört bucağına salar.
4 Ardından bir ses gümbürder,
Görkemli sesiyle gürler.
Sesi duyulunca şimşekleri alıkoymaz.
5 Tanrı'nın sesi şaşılacak biçimde gürler,
O, anlayışımızın ötesinde büyük işler yapar.
6 Çünkü kara, 'Yere düş' der,
Sağanağa, 'Bütün şiddetinle boşal.'
7 Yarattığı bütün insanlar ne yaptığını bilsin diye,
Herkese işini bıraktırır.
8 Hayvanlar kovuklarına girer,
İnlerinde otururlar.
9 Kasırga yuvasından kopar,
Soğuk saçılan rüzgarlardan.
10 Tanrı'nın soluğu suları dondurur,
Geniş sular buz tutar.
Şimşeğini her yana yayar.
12 Yeryüzünde ne buyurursa yapmak üzere
Bulutlar O'nun istediği yönde döner durur.
13 Ya insanları cezalandırmak
Ya da yeryüzünü sulayıp sevgisini göstermek için
Yağmur gönderir.
Dur da düşün Tanrı'nın şaşılası işlerini.
15 Tanrı'nın bulutları nasıl düzenlediğini,
Şimşeğini nasıl çaktırdığını biliyor musun?
Bilgisi kusursuz olanın şaşılası işlerini biliyor musun?
17 Dünyanın soluğu kesildiğinde
Güneyin kavurucu rüzgarı altında
Giysilerin seni terletmez mi?
18 Dökme tunç bir ayna kadar sert olan gökkubbeyi
O'nunla birlikte yayabilir misin?
19 "O'na ne söyleyeceğimizi öğret bize,
Çünkü karanlık yüzünden sözümüze düzen veremiyoruz.
20 Konuşmak istediğim O'na söylenebilir mi?
Kimse yutulmak ister mi?
21 Rüzgar geçip göğü temizlediğinde
Gökte parıldayan ışığa kimse bakamaz.
22 Altın parıltısı geliyor kuzeyden,
Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.
23 Her Şeye Gücü Yeten'e biz ulaşamayız.
Gücü yücedir,
Adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez.
24 Bu yüzden insanlar O'na saygı duyar,
Çünkü O, bilgeleri dikkate almaz."
Tanrı Konuşuyor
38 RAB kasırganın içinden Eyüp'e şöyle yanıt verdi:
2 "Bilgisizce sözlerle
Tasarımı karartan bu adam kim?
3 Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,
Ben sorayım, sen anlat.
4 "Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?
Anlıyorsan söyle.
5 Kim saptadı onun ölçülerini? Kuşkusuz biliyorsun!
Kim çekti ipi üzerine?
6 Neyin üstüne yapıldı temelleri?
Kim koydu köşe taşını,
7 Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken,
İlahi varlıklar sevinçle çığrışırken?
8 "Denizin ardından kapıları kim kapadı,
Ana rahminden fışkırdığı zaman;
9 Ona bulutları giysi,
Koyu karanlığı kundak yaptığım,
10 Sınırını koyduğum,
Kapılarıyla sürgülerini yerleştirdiğim,
11 'Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin,
Gururlu dalgaların şurada duracak' dediğim zaman?
12 "Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi,
Şafağa yerini gösterdin mi;
13 Yeryüzünün uçlarını tutsun,
Oradaki kötüler silkilip atılsın diye?
14 Mühür basılan balçık gibi biçim değiştirir yeryüzü,
Giysi kıvrımları gibi göze çarpar.
15 Kötülerin ışıkları alınır,
Kalkan kolları kırılır.
16 "Denizin kaynaklarına vardın mı,
Gezdin mi enginin diplerinde?
17 Ölüm kapıları sana gösterildi mi?
Gördün mü ölüm gölgesinin kapılarını?
18 Dünyanın genişliğini kavradın mı?
Anlat bana, bütün bunları biliyorsan.
19 "Işığın bulunduğu yerin yolu nerede?
Ya karanlık, onun yeri neresi?
20 Onları yerlerine götürebilir misin?
Evlerinin yolunu biliyor musun?
21 Bilmediğin şey yok zaten,
Çünkü onlarla aynı zamanda doğmuştun!
O kadar yaşlısın!
22 "Karın ambarlarına girdin mi,
Dolunun ambarlarını gördün mü?
23 Ben onları sıkıntılı günler için,
Kavga ve savaş günleri için saklıyorum.
24 Nerede ışığın dağıtıldığı,
Doğu rüzgarının yeryüzüne saçıldığı yere giden yol?
25 Kim sellere kanal,
Yıldırımlara yol açtı;
26 Kimsenin yaşamadığı toprakları,
İnsanın bulunmadığı çölü sulasın diye;
27 Kurak ve ıssız yeri doyursun,
Ot bitirsin diye?
28 Yağmurun babası var mı?
Çiy damlalarını kim yarattı?
29 Buz kimin rahminden çıktı?
Göklerden düşen kırağıyı kim doğurdu,
30 Sular taş gibi katılaşıp
Enginin yüzü donunca?
31 "Ülker yıldızlarını bağlayabilir misin?
Oryon'un bağlarını çözebilir misin?
32 Mevsimlerinde çıkartabilir misin takımyıldızları?
Büyük ve Küçük Ayı'ya yol gösterebilir misin?
33 Biliyor musun göklerin yasalarını?
Tanrı'nın yönetimini yeryüzünde kurabilir misin?
34 "Başına bol yağmur yağsın diye
Bulutlara sesini duyurabilir misin?
35 Varıp da, 'Buradayız' desinler diye,
Şimşekleri gönderebilir misin?
36 Kim mısırturnasına
[i] bilgelik,
Horoza
[ii] anlayış verdi?
37 Kimin bulutları sayacak bilgisi var?
Kim göklerin tulumlarını boşaltabilir,
38 Toprak sertleşip
Parçaları birbirine yapışınca?
39 "Dişi aslanlar için sen avlanabilir misin,
Genç aslanların karnını doyurabilir misin,
40 İnlerine sindikleri,
Çalılıkta pusuya yattıkları zaman?
41 Kuzguna yiyeceğini kim sağlıyor,
Yavruları Tanrı'ya feryat edip
Açlıktan kıvrandığı zaman?
[i] 38:36. Mısırturnasıyla horozun havadaki olası değişikliği sezdikleri sanılırdı. Bu iki sözcük "yüreğimiz" ve "aklımız" anlamına da gelebilir
[ii] 38:36. Mısırturnasıyla horozun havadaki olası değişikliği sezdikleri sanılırdı. Bu iki sözcük "yüreğimiz" ve "aklımız" anlamına da gelebilir
39 "Dağ keçilerinin ne zaman doğurduğunu biliyor musun?
Geyiklerin yavruladığı zamanı sen mi gözlüyorsun?
2 Sen mi sayıyorsun doğuruncaya dek geçirdikleri ayları?
Doğurdukları zamanı biliyor musun?
3 Çöküp yavrularını doğurur,
Kurtulurlar sancılarından.
4 Güçlenir, kırda büyür yavrular,
Gider, bir daha dönmezler.
5 "Kim yaban eşeğini başı boş gönderdi,
Kim bağlarını çözdü?
6 Yurt olarak ona bozkırı,
Barınak olarak tuzlayı verdim.
7 Kentteki kargaşaya güler o,
Sürücünün bağırdığını duymaz.
8 Otlamak için tepeleri dolaşır,
Yeşillik arar.
9 "Yaban öküzü sana kulluk etmek ister mi?
Geceyi senin yemliğinin yanında geçirir mi?
10 Sabanla yarık açsın diye ona bağ vurabilir misin?
Arkanda, ovalarda tırmık çeker mi?
11 Çok güçlü diye ona bel bağlayabilir misin?
Ağır işini ona bırakabilir misin?
Buğdayını harman yerinde toplayacağına güvenir misin?
13 "Devekuşunun kanatları sevinçle dalgalanır,
Ama leyleğin kanatları ve tüyleriyle kıyaslanamaz.
14 Devekuşu yumurtalarını yere bırakır,
Onları kumda ısıtır,
15 Ayak altında ezilebileceklerini,
Yabanıl hayvanlarca çiğnenebileceklerini düşünmez.
16 Yavrularına sert davranır, kendinin değilmiş gibi,
Çektiği zahmetin boşa gideceğine üzülmez.
17 Çünkü Tanrı ona bilgelik bağışlamamış,
Anlayıştan pay vermemiştir.
18 Yine de koşmak için kabarınca
Ata ve binicisine güler.
19 "Sen mi ata güç verdin,
Dalgalanan yeleyi boynuna giydirdin?
20 Sen misin onu çekirge gibi sıçratan,
Gururlu kişnemesiyle korku saçtıran?
21 Ayakları toprağı şiddetle eşer,
Gücünden ötürü sevinçle coşar,
Savaşçının üstüne yürür.
22 Korkuya güler, hiçbir şeyden yılmaz,
Kılıç önünde geri adım atmaz.
23 Ok kılıfı, parıldayan mızrak ve pala
Üzerinde takırdar atın.
24 Coşku ve heyecanla uzaklıkları yutar,
Boru çalınca duramaz yerinde.
25 Boru çaldıkça, 'Hi!' diye kişner,
Savaş kokusunu, komutanların gürleyen sesini,
Savaş çığlıklarını uzaklardan duyar.
26 "Atmaca senin bilgeliğinle mi süzülüyor,
Kanatlarını güneye doğru açıyor?
27 Kartal senin buyruğunla mı yükseliyor,
Yuvasını yükseklere kuruyor?
28 Uçurum kıyılarında konaklıyor,
Sivri kayalar onun kalesi.
29 Oradan gözetliyor yiyeceğini,
Gözleri avını uzaktan seçiyor.
30 Onun yavruları kanla beslenir,
Leşler neredeyse, o da oradadır."
40 RAB Eyüp'e şöyle dedi:
2 "Her Şeye Gücü Yeten'le çatışan O'nu yola getirebilr mi?
Tanrı'yı suçlayan yanıt versin.
3 O zaman Eyüp RAB'bi şöyle yanıtladı:
4 "Bak, ben değersiz biriyim,
Sana nasıl yanıt verebilirim?
Ağzımı elimle kapıyorum.
5 Bir kez konuştum, yanıt almadım,
İkinci kez konuşamam artık."
6 RAB kasırganın içinden Eyüp'ü şöyle yanıtladı:
7 "Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,
Ben sorayım, sen anlat.
8 "Adaletimi boşa mı çıkaracaksın?
Kendini haklı çıkarmak için beni mi suçlayacaksın?
9 Sende Tanrı'nın bileği gibi bilek var mı?
Sesin O'nunki gibi gürleyebilir mi?
10 Öyleyse şan ve şerefe bürün,
Görkem ve yücelik kuşan.
11 Gazabının ateşini saç,
Gururluya bakıp onu alçalt.
12 Gururluya bakıp onu çökert,
Kötüleri bulundukları yerde ez.
13 Hepsini birlikte toprağa göm,
Mezarda yüzlerini kefenle sar.
14 O zaman sağ kolunun seni kurtarabileceğini
Ben de kabul ederim.
15 "Seninle birlikte yarattığım Behemot'a
[i] bak,
Sığır gibi ot yiyor.
16 Bak, ne güç var belinde,
Karnının kasları ne güçlü!
17 Kuyruğunu sedir ağacı gibi sallıyor,
Sımsıkıdır uyluk lifleri.
18 Kemikleri tunç borular,
Kaburgaları demir çubuklar gibidir.
19 Tanrı'nın yapıtları arasında ilk sırayı alır,
Yalnız yaratıcısı ona kılıçla yaklaşır.
20 Tepeler ürünlerini ona getirir,
Bütün yabanıl hayvanlar yanında oynaşır.
21 Hünnap çalıları altında,
Kamışlarla örtülü bir bataklıkta yatar.
22 Hünnaplar onu gölgelerinde saklar,
Vadideki söğütler kuşatır.
23 Irmak coşsa bile o ürkmez,
Güvenlik içindedir,
Şeria Irmağı boğazına dayansa bile.
24 Gözleri açıkken kim onu tutabilir,
Kim kancayla burnunu delebilir?
[i] 40:15. "Behemot": Behemot'un hangi hayvan olduğu kesin bilinmiyor. Su aygırı, fil, timsah ya da soyu tükenmiş bir hayvan olduğu sanılıyor
Kim kancayla burnunu delebilir?
41 Livyatan'ı
[i] çengelle çekebilir misin,
Dilini halatla bağlayabilir misin?
2 Burnuna sazdan ip takabilir misin,
Kancayla çenesini delebilir misin?
3 Yalvarıp yakarır mı sana,
Tatlı tatlı konuşur mu?
4 Seninle antlaşma yapar mı,
Onu ömür boyu köle edesin diye?
5 Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin,
Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?
6 Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi?
Tüccarlar aralarında onu böler mi?
7 Derisini zıpkınlarla,
Başını mızraklarla doldurabilir misin?
8 Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör,
Bir daha yapmayacaksın bunu.
9 Onu yakalamak için umutlanma,
Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.
10 Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur.
Öyleyse benim karşımda kim durabilir?
11 Kim benden hesap vermemi isteyebilir?
Göklerin altında ne varsa bana aittir.
12 "Onun kolları, bacakları,
Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında
Konuşmadan edemeyeceğim.
13 Onun giysisinin önünü kim açabilir?
Kim onun iki katlı zırhını delebilir
[ii]?
14 Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir,
Dehşet verici dişleri karşısında?
15 Sımsıkı kenetlenmiştir
Sırtındaki
[iii] sıra sıra pullar,
16 Öyle yakındır ki birbirine
Aralarından hava bile geçmez.
17 Birbirlerine geçmişler,
Yapışmış, ayrılmazlar.
18 Aksırması ışık saçar,
Gözleri şafak gibi parıldar.
19 Ağzından alevler fışkırır,
Kıvılcımlar saçılır.
20 Kaynayan kazandan,
Yanan sazdan çıkan duman gibi
Burnundan duman tüter.
21 Soluğu kömürleri tutuşturur,
Alev çıkar ağzından.
22 Boynu güçlüdür,
Dehşet önü sıra gider.
23 Etinin katmerleri birbirine yapışmış,
Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar.
24 Göğsü taş gibi serttir,
Değirmenin alt taşı gibi sert.
25 Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer,
Çıkardığı gürültüden ödleri patlar.
26 Üzerine gidildi mi ne kılıç işler,
Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.
27 Demir saman gibi gelir ona,
Tunç çürük odun gibi.
28 Oklar onu kaçırmaz,
Anız gibi gelir ona sapan taşları.
29 Anız sayılır onun için topuzlar,
Vınlayan palaya güler.
30 Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı,
Döven gibi uzanır çamura.
31 Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır,
Denizi merhem çömleği gibi karıştırır.
32 Ardında parlak bir iz bırakır,
İnsan enginin saçları ağarmış sanır.
33 Yeryüzünde bir eşi daha yoktur,
Korkusuz bir yaratıktır.
34 Kendini büyük gören her varlığı aşağılar,
Gururlu her varlığın kralı odur."
[i] 41:1. "Livyatan": Livyatan'ın hangi hayvan olduğu kesin olarak bilinmiyor. Timsah ya da soyu tükenmiş bir hayvan olduğu sanılıyor
[ii] 41:13. Septuaginta "Kim onun iki katlı zırhını delebilir?", İbranice "Kim çift gem takmak için ona yaklaşabilir?
[iii] 41:15. Septuaginta, Vulgata "Sırtındaki", İbranice "Gurur duyduğu"
Eyüp'ün Yeni Bir Yaşama Dönüşü
42 O zaman Eyüp RAB'bi şöyle yanıtladı:
2 "Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum,
Hiçbir amacına engel olunmaz.
3 'Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim?' diye sordun.
Kuşkusuz, anlamadığım şeyleri konuştum,
Beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri.
4 "'Dinle de, konuşayım' dedin,
'Ben sorayım, sen anlat.'
5 Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında,
Şimdiyse gözlerimle gördüm seni.
6 Bu yüzden kendimi hor görüyor,
Toz ve kül içinde tövbe ediyorum."
RAB'bin Kararı
7 RAB Eyüp'le konuştuktan sonra, Temanlı Elifaz'a: "Sana ve iki dostuna karşı öfkem alevlendi" dedi, "Çünkü kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız.
8 Şimdi yedi boğa, yedi koç alıp kulum Eyüp'ün yanına gidin, kendiniz için yakmalık sunu sunun. Kulum Eyüp sizin için dua etsin. Çünkü onun duasını kabul eder, aptallığınızın karşılığını vermem. Kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız."
9 Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar gidip RAB'bin söylediğini yaptılar. RAB de Eyüp'ün duasını kabul etti.
Tanrı Eyüp'ü Yeniden Bolluğa Kavuşturuyor
10 Eyüp dostları için dua ettikten sonra, RAB onu eski durumuna kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi.
11 Bütün erkek ve kız kardeşleri, eski tanıdıklarının hepsi Eyüp'ün yanına gelip evinde onunla birlikte yemek yediler. Acısını paylaşıp RAB'bin başına getirmiş olduğu felaketlerden ötürü onu avuttular. Her biri ona bir parça gümüş
[i], bir de altın halka verdi.
12 RAB Eyüp'ün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu.
13 Yedi oğlu, üç kızı oldu.
14 İlk kızının adını Yemima, ikincisinin Kesia, üçüncüsünün Keren-Happuk koydu.
15 Ülkenin hiçbir yerinde Eyüp'ün kızları kadar güzel kızlar yoktu. Babaları, kardeşlerinin yanısıra onlara da miras verdi.
16 Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü.
17 Kocayıp yaşama doyarak öldü.
[i] 42:11. "Bir parça gümüş": İbranice, "Bir kesita". Kesita ağırlığı ve değeri bilinmeyen bir para birimiydi